GENEL BAŞKANIMIZ ALAADDİN SARI’NIN ASGARİ ÜCRET BELİRLENMESİ VE
ÜCRET POLİTİKALARI HAKKINDA AÇIKLAMASI
Türkiye’de asgari ücret tartışması son yıllarda, geçmişten farklı olarak, bitmeyen bir tartışma halini aldı. Gerçekten de özellikle 2018’den bugüne kadar açıklanan her asgari ücret, açıklandığı andan itibaren ölü doğmuş oluyor. Bu durumun temel nedeni Türkiye’de 1980 yılından başlayarak uygulanan ucuz işçiliğe dayalı büyüme politikasının artık sınırlarına ulaşmış olmasıdır. Başka bir deyişle, çalışanların gelirlerinden sermayeye ve devlete aktarma yaparak ekonomik büyümeyi sağlamak artık sürdürülemiyor. Çünkü, ücretler, bırakın geçinmeyi, açlık sınırının bile altında bir düzeyde bulunuyor.
Son dönemin ücretliler açısından ilginç bir özelliği çalışanların %60’a yakınının asgari ücret dolayında bir ücret alıyor oluşudur. Bu durum, “Asgari ücret ortalama ücret oldu.” şeklinde ifade ediliyor. Burada asıl sorulması gereken soru; nasıl olup da asgari ücretin çalışanların çoğunluğunun ücreti haline geldiğidir. Elbette ucuz işçilik politikasının bunda önemli bir payı vardır. Ama aynı zamanda ücret yapısının, sendikal örgütlenmenin ve toplu sözleşme sisteminin bu sonucu önleyecek bir nitelik taşımaması da, asgari ücretin yaygınlaşması konusunda asıl üzerinde durulması gereken sorunu oluşturmaktadır.
Bugün asgari ücret ne kadar olmalı ve nasıl ele alınmalıdır?
Tarihsel olarak incelendiğinde 12 Eylül 1980 öncesi düzeyinin yakalanması bile, asgari ücretin 2023 yılında en az 25.000 TL Ay/Brüt olması gerektiği görülecektir. Bu sonuca 1978 yılındaki asgari ücretin başlangıç kabul edilmesi ve bugüne kadar enflasyon oranı ile ulusal gelir artış oranının toplamı kadar arttırılması yöntemi ile ulaşılmaktadır. Bu veriyi günümüzde yoksulluk sınırı olarak belirlenen tutar da doğrulamaktadır. Çünkü 2022 yılının sonu itibariyle yoksulluk sınırı yaklaşık 25 bin TL’dir.
Anlaşılması gereken konu, şu anda yürürlükte bulunan 6471 TL/Aylık Brüt gelirle ya da bu gelirin neti olan 5.500 TL ile bir kişinin bile geçinmesinin neredeyse olanaksız olduğu gerçeğidir. Nitekim yapılan araştırmalar açlık sınırının aylık net 8.600 TL’ye ulaştığını göstermektedir. Dolayısıyla, asgari ücretin tüm ülke çapında yapılan bir artışla uygun bir düzeye çıkarılması ve tartışmaların sona ermesi bugün de mümkün görünmemektedir.
Yapılması gereken, ülke çapında belirlenen asgari ücretin olması gereken düzeye yükseltilecek şekilde kısa aralıklarla arttırılmasıdır. Nitekim böyle yapılmadığı ve yıllık olarak arttırıldığı için 2022 yılında bu uygulama sürdürülememiştir. Açıklananın tersine 2022 yılının temmuz ayında asgari ücrete % 30’luk bir artış yapılmıştır. TÜİK’in yayınladığı enflasyon değerlerinin hiçbir inandırıcılığı kalmadığı için asgari ücretin artışı da hiçbir sonuç vermemektedir. 2022 yılındaki sorunların oluşmaması için 2023 yılı başında asgari ücretin en az ikiye katlanması ve kısa aralıklarla örneğin 3’er aylık dönemlerde yukarıda belirtilen olması gereken asgari ücret düzeyine ulaşacak şekilde arttırılması kaçınılmazdır. Bu uygulama DİSK’in konuya ilişkin açıklaması çerçevesinde asgari ücretin 2023 yılının Ocak ayında 13.000 TL/Ay’a yükseltilmesi şeklinde de yapılabilir.
Öte yandan ülke çapındaki tek asgari ücretin düzgün ve yeterli şekilde belirlenmesi ile de sorun bitmiş olmayacaktır. Çünkü katma değer oranları ve verimlilik düzeyleri farklı çok değişik iş kollarında asgari ücretin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunu başarabilmenin tek yolu toplu iş sözleşmeleridir ve toplu sözleşme düzeni tümüyle yeni baştan ele alınarak tüm çalışanları kapsayacak bir çerçeveye kavuşturulmak zorundadır. Böylece demokratik bir toplumun ayrılmaz bir parçası olarak sendikal hareket ve toplu sözleşme düzeni, gelir dağılımını belirleyen temel etkenlerden birisi niteliğini kazanacaktır. Çalışanlar arasında adaletli bir ücret dağılımının sağlanması ve ücretlilerin ulusal gelirden aldığı payın arttırılması da bu şekilde gerçekleşmiş olacaktır.
Burada önemli bir tartışma, “asgari ücretin arttırılmasının enflasyonu tetiklediği” görüşüdür. Bu görüşün hiçbir tutarlı yanı yoktur. Çünkü burada sözü edilen, temel geçimlik ücrettir ve daha düşük düzeyde belirlenmesi, çalışan insanların aç bırakılması anlamına gelecektir. Böyle bir düzen, denge ve ekonomik faaliyet hiç bir şekilde savunulamaz. Kaldı ki, asgari ücret artmadan fiyatlar genel düzeyi artmakta ve ücretliler enflasyon dolayısıyla yoksullaşmaktadır. Başka bir deyişle, asgari ücret arttırılmadığında enflasyonun düştüğü görülmemiştir. Türkiye’de son dönemde enflasyonunun TÜİK verilerine göre patlama yaptığı 2021 yılı sonu 2022 yılı başında enflasyon %70-80’lere çıkarken asgari ücretteki artış sadece %40 olmuştur. TÜİK’e göre tüketici fiyatlarının bir ayda %13’den fazla arttığı 2021 yılı Aralık ayında ise asgari ücrette hiçbir artış olmamıştır. Bütün bunların gösterdiği gerçek, “asgari ücret arttırılırsa fiyatlar artar” şeklindeki bir genellemenin Türkiye için gerçeği yansıtmadığıdır. Bunun tersi doğrudur. Asgari ücretin, açlık sınırından koparılarak gerektiği gibi arttırılması zorunludur. Bu artışı engellemek için ortaya konulan görüşlerin hiçbir tutarlılığı yoktur.
Asgari ücret konusunda son dönemde yapılan önemli bir değişiklik, vergi kesintilerinin azaltılması ve asgari ücretin netinin arttırılmasıdır. Bu uygulamaya devam edilmeli ve 40 yıldır sürdürülen ücretlilerden kamuya kaynak aktarılması politikalarına son verilmelidir. Ancak, elbette yeni vergi kaynaklarının yaratılması zorunluluğu vardır. Bu konuda vergilendirilmeyen gelirler ile çok kazanandan çok vergi alınmasını ilke olarak gerçekleştirecek yeni vergi politikalarına ihtiyaç bulunmaktadır. Çünkü vergiler, kamunun ücretlilere ve düşük gelirlilere sosyal hizmetleri ücretsiz bir şekilde sunabilmesinin tek yoludur.
Dolayısıyla asgari ücret tartışması vergi politikasıyla, enflasyon ve fiyat hareketlerindeki gelişmeyle, ulusal gelir artışıyla ve sosyal devletin yerine getirmesi gerek kamu hizmetlerinin nasıl gerçekleştirileceği konusu ile yakından ilgili karmaşık bir sorundur.
Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı
Alaaddin Sarı



















