Genel Başkanımız Alaaddin Sarı’nın konuştuğu #BaşkanDiyorki serisinin 2. videosu yayında!
Konuşma Metni
Sevgili Kardeşlerim,
Bugünlerde, hep, ‘ne kadar olağanüstü koşullarda yaşadığımızı’ konuşur olduk. Gerçekten de 4 günlük sokağa çıkma yasağından yeni çıktık. Ama önümüzdeki günlerde 3 günlük yeni bir kısıtlamayla daha karşı karşıya kalacağız. Eskiden bu sokağa çıkma yasakları ya güvenlik, askeri darbe gibi nedenlerle ya da nüfus sayımı için uygulanırdı. Bu yıl son bir ayda üçüncüsünü yaşadığımız sokağa çıkma yasağının gerekçesi ölüm ve salgın hastalık tehlikelerini azaltmak.
Dolayısıyla bu kurallara ve yasaklara kesinlikle uymak gerekiyor. Ama insan düşünmeden de duramıyor: Nereden nereye geldik? Örneğin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını sokaklarda kutlayamadık. Ulusça Cumhuriyetin kuruluşunu gerçekleştiren TBMM’nin önemini, değerini ve geleceğimizi oluşturan çocukların coşkusunu gereği gibi yansıtamadık. Ama balkonlardan ve mümkün olan başka yerlerden bu bayram coşkusunu çocuklarımızla birlikte olabildiğince paylaşmaya çalıştık.
23 Nisan nedir? 23 Nisan bir ulusun emperyalizme karşı mücadelesi ve ulusal bağımsızlık için ayağa kalkışıdır. Bütün umutsuzluklara ve olumsuz koşullara rağmen, yılmadan, onuru ve geleceği için savaşmasıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’yı bir çöl olarak değerlendirenlere verdiği o unutulmaz yanıt her şeyi anlatmaktadır. “Bu çölden bir hayat çıkacaktır. Ortadaki boşluğa bakmayın. Boş görünen o yer doludur; Çöl sanılan bu yerde saklı ve güçlü bir hayat vardır; O da millettir.” demiştir Atatürk.
Bugün sokağa çıkma yasağı 1 Mayıs 2020 kutlamaları için de geçerli olacak. Önceki yıllarda olduğu gibi 1 Mayıs’ı sokaklarda türküler söyleyerek, halaylar çekerek, konuşmalar yaparak kutlayamayacağız. Oysa 1 Mayıs işçi sınıfı için çok önemli bir tarih. Hem Türkiye’de hem de Dünya’da bugün sahip olduğumuz hakların elde edilişinin simgesi. Bu haklar için verilen yüzlerce yıllık mücadelenin simgesi. Onun için adı ‘İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü’ 8 saatlik iş günü için mücadelenin ve bu uğurda canını veren işçilerin tarihidir 1 Mayıs. İşçi sınıfının mücadele geleneğini ve geleceğe dönük umutlarını, 1 Mayıs 1886 olaylarından sorumlu tutularak idam edilen öncü işçi Albert Parsons’un, çocuklarına idam edilmeden önce bıraktığı mektuptaki sözleri ne güzel anlatıyor. Albert Parsons çocuklarına şöyle sesleniyor: “Allah bize ‘insanca yaşayalım’ diye bu dünyayı verdi. Sorumlusunuz yavrularım! Haksızlıkların karşısında durun, sessiz kalmayın. Ben tüm bir insanlık için can verdiğimin bilincindeyim. Hiçbir zaman ‘hayat böyle gelmiş böyle gider’ demeyin. Erdemli ve cesaretli olun. Korkmayın hiçbir zaman!”
Sevgili Kardeşlerim,
Bugün yaşadığımız krizin tüm dünyada ortaya çıkardığı bir gerçek var: Özellikle son 40 yıl boyunca yaşatılan uygulamalarla, toplumlar insanca yaşama ortam ve koşullarından iyice uzaklaşmış bulunuyor. Bu durum hem düşünce biçimlerinde hem de pratik uygulamalarda kendisini gösteriyor. Yaşadığımız ortamda kabul edilmemesi gereken birçok şeyi kabul edip onaylıyoruz. Düzeltilmesi mümkün toplumsal çarpıklıkları doğal kabul ediyoruz. Bunları ya Allah’ın bir takdiri olarak doğallaştırıyoruz ya da başka türlü olamazmış gibi içselleştiriyoruz.
Bu algılarımızı değiştirmek, bu bakış açısından yansıyan çaresizliği ve kaderciliği kırmak zorundayız. Çünkü bu değerler güvencesizlik anlamına geliyor; biz işçiler için açlık, yoksulluk ve örgütsüzlük anlamına geliyor.
İşte görüyorsunuz: şu anda Dünya’da var olan 3 milyar 300 milyon işçiden 2 milyar 750 milyonu bugün çalışamıyor. Ne kadarının işsiz kaldığı bile belli değil. Önümüzdeki birkaç ay içinde 100 milyonlarla ifade edilebilen yeni işsizlerin çıkması kaçınılmaz gibi görünüyor. Böyle bir durumun benzerini ülkemizde de yaşıyoruz. Ne yazık ki çalışanları koruyacak önlemler büyük eksiklikler taşıyor. Covid-19 dolayısıyla sağlık nedeniyle işe gidemeyenlerin bile gerekli güvenceleri yok. İşten çıkarmalar yasaklanırken, aslında işçileri perişan edecek ücretsiz izin uygulaması gerçekleştiriliyor. Öte yandan işçiler ölüm korkusu içinde çalışmaya zorlanıyor. Küreselleşme koşullarında insanlığın ulaştığı düzey bu işte. Ne yazık ki birçok işveren kendilerini eve kapatırken, işçilerin korkularını duymak bile istemiyor. Piyasası, siparişi olanın gözü işçileri çalıştırmaktan başka bir şey görmüyor. Bazı bölgelerde kamu organları ve yerel yönetimler de bu anlayışa destek oluyor. Gerçekten sosyal amaçlı atılan adımlar hemen boğazlanıyor. 9 Nisan 2020 tarihinde Covid-19 nedeniyle karantinaya alınan işçiler konusunda şöyle bir karar aldı: “Covid 19 hastalığı olan ve/veya Covid 19 hastalığı olan bir kişi ile korunmasız (sosyal mesafe, kişisel koruyucu ekipman vs. olmadan) yakın teması olan özel sektör çalışanlarına en az 14 gün izolasyon gerektiğinden bu süre içerisinde idari izinli sayılmalarına, Covid-19 pozitif olduğu öğrenilen çalışanların vardiya, birim, ulaşım servisi, kullanılan ortak alan vb. kriterlere göre yakın temaslılarının belirlenerek ivedilikle İlçe Sağlık Müdürlüklerine bildirilmesine” Bu kararla ortalık karıştı. Dillerinden insan hakkı, işçi sağlığı, iş güvenliği, insan sevgisi kavramları düşmeyenler de dahil olmak üzere işveren yanlısı herkes kazan kaldırdı. Ve ne oldu biliyor musunuz? Bu karar iptal edildi. Peki yerine ne kondu? Hiçbir şey. Böyle olur mu? İşte bunu anlatıyorum.
Ama bu uygulamalar yeni değil. İşte bu güvencesiz, liberal ideolojiye karşı çıkıyoruz. Çünkü dünyamızı ve ülkemizi sosyal önlemlerin sorgusuz sualsiz alındığı yeni bir döneme taşımak zorundayız.
Artık son 40 yıldır bozulmuş dengeler değişmeli; artık sağlık, sosyal güvenlik, eğitim, ulaşım, madenler ve enerji kaynakları özelleştirme konusu olmamalı. Bu faaliyetlerden kar edilecek şekilde bir düzen kurulmamalı. Tüm insanlar temel hizmetlere ve güvencelere eşit ve eksiksiz ulaşabilmeli. Bu yönde bir değişim için mücadele etmeliyiz. Artık çevreyi korumak ve karşılaştığımız sorunun tüm dünyada çarpık sanayileşme ile bağlantılı olduğunu görmek zorundayız. Yoksa yaşadığımız dünyayı kendi ellerimizle yok edecek ve gelecek kuşaklara ölümcül bir ortam bırakacağız. Dolayısıyla amaç hiçbir şekilde, ‘ne pahasına olursa olsun üretmek’ olamaz; olmamalıdır.
Ekonomik düzen insan yaşamını iyileştirmek ve yaşam düzeyini yükseltmek için var olmalıdır. Çalışan yoksullar kavramı kabul edilemez. Aynı şekilde sağlık hizmeti alamayan bir insanın varlığı da kabul edilemez. Sosyal güvenceye sahip olmayan insanların varlığı da doğal karşılanamaz. Eğitimin fırsat eşitliğini yok edecek şekilde örgütlenmesi de; paralı eğitimin varlığı da insanlık değerleriyle uyumsuzdur.
Bütün bu gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan, 5-10 kişinin gelirinin 3 milyar insanın toplam gelirine eşit olduğu bir küresel işleyiş hiçbir şekilde doğal olarak görülemez. Bugün Dünyada var olan toplam servetin % 80’ine toplam nüfusun % 1’i sahiptir. Böyle bir sonuç kaderimiz olamaz. Aynı şekilde milyonlarca insanın aç, açık, susuz kaldığı, açlıktan kitlesel ölümlerin olduğu bir dünya da doğal kabul edilmez. Bütün bu sonuçlar bize doğalmış gibi yansıtılamaz. Bu yaklaşımları kabul etmemiz beklenemez.
Son olarak belirtmeliyim ki gelecek kuşaklara temiz, sağlıklı ve yaşanabilir bir dünya bırakmak zorundayız. Kime sorsanız, çocuklarını ve torunlarını çok sevdiğini söyleyecektir. Torunlarının yaşayacağı bir Dünya’yı zehirle dolduranların, torunlarını sevmesinden nasıl söz edilebilir? Bu, gelecek kuşaklarımızı sevmek değil; öldürmek anlamına gelmektedir. Bugün var olan corona virüsünün ve salgının da bu durumla doğrudan ilişkisi var. Günlük yaşantımızı sürdürebilmek adına, geçim peşinde koşarken, olumsuzlukların tümünü kabul etmemizi bekliyorlar.
Hayır; Kabul etmiyoruz.
İnsanca çalışmak, insanca yaşamak ve Allah’ın verdiği ömür bittiğinde bu dünyadan onurumuzla, huzur içinde ayrılmak istiyoruz. Asalak yaşamak da ezilmek de istemiyoruz.
Çok şey mi istiyoruz?
Elbette hayır.
Öyle ise hep birlikte değişim için, geleceğimiz için el ele, gönül gönüle, sendikamızın çatısı altında mücadeleye devam etmek zorundayız.
Sevgili Kardeşlerim,
Covid-19 salgını sonucunda ortaya çıkabilecek değişimler ve bugün yaşadığımız ortamdan alınabilecek dersler konusunda sizinle söyleşmeye devam edeceğim. Özellikle sosyal devletin nasıl var edilmesi ve nelerin uygulanması gerektiği konularında sizlerle görüşlerimi paylaşmayı sürdüreceğim.,
Bu duygu ve düşüncelerle İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü olan 1 Mayıs tüm işçi sınıfına kutlu olsun. Bir sonraki 1 Mayıs’ta alanlarda olmak dileğiyle.
Hepinize, bu kötü salgın ortamından etkilenmeyen sağlıklı günler diliyorum, sevgili kardeşlerim.
Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı
Alaaddin Sarı



















