Genel Başkanımız Alaaddin Sarı’nın yer aldığı #BaşkanDiyorki serisinin 3. videosu yayınlandı.
Sevgili Kardeşlerim,
2020 yılının Nisan ve Mayıs aylarında gerçekten olağanüstü bir dönem geçirdik. Bütün dünya eve kapandı. İnsanlık tarihi boyunca görülmemiş günler yaşıyoruz. Ülkemizde de benzer bir durum bütün sonuçlarıyla gerçekleşmiş bulunuyor. Öte yandan Ramazan Bayramının mayıs ayına denk gelmesi, bu dönemi bayram günleriyle donatmış bulunuyor. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile başlayan süreç 1 Mayıs İşçi Bayramıyla devam etti. Ardından 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı geldi. 24 Mayıs’ta Ramazan Bayramı başlayacak. Bu arada her hafta sonu sokağa çıkma yasağı uygulandı. Son olarak konulan dört günlük yasak 20 Mayıs’ta sona erdi ama 23-26 Mayıs tarihleri arasında yeni bir yasakla karşı karşıya olacağız.19 Mayıs’ta olduğu gibi ramazan bayramında da normal bayramlaşma olamayacak.
Sevgili Kardeşlerim,
19 Mayıs 1919 ülkemiz için tarihsel bir dönüm noktasının başlangıcıdır. Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak bastığı bu tarih, ülkemizi emperyalist işgalden kurtarmak için savaşın başladığı tarihtir. Mustafa Kemal Samsun’a çıkarken, ülkemizin bağımsızlığı için başlatılacak savaş İstanbul’dan yürütülemeyeceği için, Anadolu’ya geçmiştir. O günlerde İstanbul İngilizlerin işgali altındaydı.
Atatürk anılarında o günlerin İstanbul’u için,
“Artık adi bir çöplük gibi ayakaltında çiğnenen bir yer” benzetmesi yapıyor ve yaşanan ortamı şöyle özetliyordu.
“İstanbul sokakları itilaf devletlerinin süngülü askerleri ile dolmuştu. Boğaziçi, toplarını sağa sola çeviren düşman zırhlılarıyla, lacivert sularını gösteremeyecek kadar örtülü idi. Herkes, sokaklarda akla ve hayale gelmeyen hakaretlere uğramamak için caddelerin duvar diplerinden büzülerek, eğilerek ve korkarak yürüyebiliyordu. Bütün tedbirlere rağmen yine bin türlü feci tecavüz sahneleri eksik değildi. Koskoca İstanbul ve koskoca İstanbul’un yüz binlerce halkı, sesleri kesilmiş bir haldeydi. İstanbul ufuklarında yükselen şeyler, yalnız düşman sesleri, düşman hareketleri, düşman bayram ve süngüleriydi.”
İşte 19 Mayıs, bu durumdaki bir ülkenin bağımsızlığını sağlamak, onurunu korumak ve yeni bir toplumsal düzen için yola çıkmak demekti. Dolayısıyla 19 Mayıs’ı yalnızca bir askeri savaşın başlangıcı olarak görmek doğru değildir. 19 Mayıs’la başlayan dönem aslında, kurtuluş savaşıyla ‘’toplumsal dönüşümün’’ iç içe geçmiş ifadesidir. 19 Mayıs yürüyüşü, bütün işgalcilerin ülkemizden kovulması ve büyük bir toplumsal devrimin gerçekleştirilmesiyle sonuçlanmıştır. 19 Mayıs’ın devamı bugün cumhuriyet ve demokrasi kavramları olgunlaştırılarak sürdürülmelidir.
Sevgili Kardeşlerim,
İki gün sonra da Ramazan Ayı sona erecek ve Ramazan Bayramı’nı kutlayacağız. Bugünün zor koşulları altında, tam olarak yaşanmasa da bayram coşkusunu var edeceğimize inanıyorum. Bu bayram da diğerleri gibi, bir yandan ülke içinde birlik, hoşgörü ve dayanışma anlamına gelirken; öte yandan tüm dünya’da barışın gerçekleşmesi için bir fırsat olabilir. Çünkü, bugünkü şekliyle, hem Müslümanların kendi aralarında, hem de değişik ulusların arasında savaşların devam etmesi, bütün insanlığa büyük zarar vermektedir.
Sevgili Kardeşlerim,
‘’Korona günleri’’ devam ediyor. Başka bir deyişle Covid-19 virüsü dolayısıyla ölenlerin sayısı 350 bin’e yaklaşıyor. Hasta olanlar ise yaklaşık 5 milyon kişiye ulaştı. Ülkemizde de virüsün yol açtığı ölüm sayısı resmi rakamlara göre 4 bin kişiyi aştı. Toplam bulaşan sayısı ise yaklaşık 155.000’e ulaştı.
Covid-19 virüsünün nasıl gelişeceği, yol açtığı hastalık ve ölümlerin nasıl önleneceği ve deyim yerindeyse; ‘’bu belanın nasıl sona ereceği’’ bilinmiyor. Bir aşıdan söz ediliyor; ama onun da 2021 yılının ikinci yarısından önce gerçekleştirilemeyeceği belirtiliyor. Dolayısıyla, oldukça uzun bir süre virüsle yaşamak zorunda kalacağımız anlaşılıyor. Kalabalıkların artık bir araya gelemediği, okulların, cami ve ibadet yerlerinin kapalı kaldığı, spor karşılaşmalarının ve açık hava toplantılarının yapılamadığı, birçok üretim faaliyetinin fiili olarak durduğu ya da yarım yamalak gerçekleştirildiği bir dönemi yaşıyoruz.
Bu demek oluyor ki sosyal ilişkilerimizde, kişisel ortamlarda ve üretim yerlerinde, uzun bir süre, eskiden alıştığımız şekilde davranılamayacak. Hepimiz bu yeni duruma, sağlığımız ve geleceğimiz için uyum göstermek zorundayız. Nitekim, bir buçuk ayı aşkın bir süredir uygulanan sokağa çıkma yasakları önümüzdeki Ramazan Bayramı süresince de devam edecek.
Sevgili kardeşlerim;
Bu gelişmeler, gerek çalışma ilişkilerini, gerekse sendikal faaliyetleri derinden etkilemektedir. İşyerlerinin üretimlerinde ortaya çıkan sorunlar ve uzun duruşlar, kaçınılmaz olarak, çalışanları koruyacak tedbirlerin alınıp alınmadığı konusunu acil hale getirmiştir. Bu çerçevede, virüsün ortaya çıktığı ilk andan bugüne kadar önemle belirttiğimiz iki temel başlığa, bir defa daha vurgu yapmak istiyorum:
Koşullar ne olursa olsun, çalışanların hiçbir sorumluluğunun olmadığı olumsuzlukların faturası, işçilere çıkarılamaz. Bu nedenle ilk olarak işçilerin ve tüm çalışanların iş güvencesinin varlığı kıskançlıkla korunmalı ve işten çıkışlara engel olunmalıdır. İkinci olarak ise çalışanların gelir güvencesi sağlanmalı ve hiçbir işçi açlığa ve çaresizliğe terkedilmemelidir.
Lastik-İş olarak biz bu doğrultuda mücadelemizi kararlılıkla sürdürecek ve güvencelerimizi korumak için her türlü adımı atacağız.
Ancak ne yazık ki, ülkemizde ve dünyada gelişmeler böyle yaşanmıyor. Covid-19’un yol açtığı ekonomik, ticari ve finansal sorunlar gerekçe gösterilerek çalışanlara bedel ödetiliyor. Türkiye’de işsiz sayısının 10 Milyonu bulduğu ifade ediliyor. Tüm dünyada ise, var olan işsiz sayısının 300 milyon artacağı öngörülüyor. Üstelik 2020 ve 2021 yıllarını kapsayan yeni tahminlerle bu durumun daha da olumsuz sonuçlara yol açacağı görülmüştür. Kısaca, yaşananlar öne sürülerek yine çalışanların yokluk ve yoksulluğu üzerinden birileri kendi geleceğini kurmaya çalışıyor.
Sevgili kardeşlerim;
Yaşadığımız günler, aslında, pandemiden sonra ‘’yeni bir dünyanın kurulması’’ gerektiğini herkesin gözünün önüne koymuştur. Bu anlamda ‘’her kriz bir fırsattır’’ denebilir. Ancak bugünün temel sorusu şudur: Sözü edilen yeni dünya nasıl şekillenecektir?
- Geçtiğimiz 40 yılda olduğu gibi ‘’en az maliyet-en çok kar’’ anlayışına dayalı üretim politikaları sürdürülecek midir?
- Büyük adaletsizlik ve eşitsizliklerle birlikte var olan tüketim toplumu aynı şekilde kalabilir mi?
- Uluslararası sermayenin çıkarları çerçevesinde oluşan bu işleyişin devam etmesi mümkün müdür?
- Yoksa yeni dünya; liberal ideolojinin ve emek karşıtı politikaların yok olacağı gerçekten yeni bir dünya mı olacaktır?
- Yeryüzünün doğal kaynaklarını, biyolojik çeşitliliğini hızla tüketen anlayışlar sona erecek midir?
- Dünyanın havasını, suyunu hızla kirleten üretim araçları ve ortamı anlayışları ile yaşama biçimleri son bulacak mıdır?
- Tarımı yok eden, suyu bile parayla alınıp satılır hale getiren uygulamalar yine doğal karşılanacak mıdır?
- ‘’En ucuz üretim-en çok kar’’ ilkesi adına, çalışanların tüm güvencelerini giderek ortadan kaldırmayı ön gören toplumsal politikalar yerini ‘’sosyal korumaya’’ bırakacak mıdır?
- Çalışanların örgütlülüğünü ve sendikal yapıları yok etmeyi hedefleyen anlayış ve uygulamalar sürdürülecek midir?
- ‘’Değişim’’ adı altında daha baskıcı yöntemlerle var olan yapının sürdürülmesi mi söz konusu olacaktır?
- Yoksa gerçekten anlayış olarak bir bütün halinde, dünyanın demokratik yönde yenilenmesinde başarılı olunacak mıdır?
Gördüğünüz gibi, önümüzde ‘’çok yönlü ve bilinmezlerle dolu’’ sorular durmaktadır. Toplumsal konumu ne olursa olsun; bütün grupların aynı talepleri yapacağını düşünmek doğru değildir. Diğer bir deyişle, herkesin kendine göre başka bir gelecek hayali olacaktır. İşçinin gelecekten ve yeni bir dünyadan beklentisi işverenlerle aynı olmayacaktır. Esnafın, köylünün yaşam koşullarına ve günlük yaşantılarına ilişkin beklentileri de farklı olacaktır. Kısa ve öz bir ifade ile, her toplumsal sınıf kendi konumuna uygun taleplerini gündeme getirecek ve onun peşinde koşacaktır.
Sevgili kardeşlerim,
İşte bu aşama, hep söylediğim gibi bir toplumsal mücadeledir. Bu mücadeleden, demokratik hedefler ile işçi sınıfının ve tüm emekçilerin özlediği bir değişim kendiliğinden doğamaz. Sermayenin ne kadar acımasız olabildiği ve devletlerin de sonuç olarak sermaye politikalarına ne kadar destek verdiği bu krizde açıktır. Dolayısıyla bir değişim için, değişimin ne yönde olacağının belirlenmesi ve belirlenen hedefler için kararlı bir mücadele verilmesi zorunludur. Oturduğunuz yerden değişim gelmez. Gelse de öyle bir değişimden işçiler için iyi bir sonuç çıkmaz.
Sevgili kardeşlerim,
Beklediğimiz geleceğin varolması için, bence iki koşul var:
- Birleşerek mücadele etmeliyiz.
- Temel hak ve özgürlüklerimizi yoktan var ederek ulaştığımız demokratik toplumsal düzeni ve sosyal devleti, yeniden oluşturmayı amaçlamalıyız.
Yoksa, baskılara ve insanlık tarihinin geçmişinde yaşadığımız insanlık tarihindeki acı sayfalara yeniden dönebiliriz. Evet; bir yenilenme olmalıdır; ama bu yenilenme biz emekçiler için, dünyayı yaşanmaz hale getiren koşulların toptan değişimi şeklinde olmalıdır.
İnsanlık umuttur; umut ise gelecektir.
Sendikamız mücadelemizi örgütleyecek ve umudumuzu yeşillendirecek temel güçtür.
Sevgili kardeşlerim,
Günümüzde var olan zorlukları aşabilmek için bütün işyerlerinde tek tek bütün üyelerimizi kapsayan durum değerlendirmelerini ve koruma önlemlerini sürdürüyoruz. Her iş yerinde önceliği üyelerimizin sağlığının korunmasına vererek, işyerlerine ve işverenlere değerlendirmelerimizi ve taleplerimizi iletiyoruz.
Pozitif vakaların, karantinaya alınanların ve kronik hastalığı olanların korunması için, zaman zaman işyerlerinin durmasıyla da sonuçlanan uygulamaları yaptırıyoruz. Ekonomik nedenlerle faaliyetleri durdurulan ve ödeme güçlükleri yaşayan işyerlerinde, üyelerimizin düzenli gelir elde etmelerini sağlayacak tedbirler alıyoruz. İşverenlerin ücretsiz izin, işten çıkarma, eksik ücret ödeme gibi uygulamalarına engel olarak yolumuza devam ediyoruz.
Bağıtlayabildiğimiz toplu iş sözleşmelerini imzalıyoruz. Pirelli, Prometeon ve Brisa’nın yanı sıra Şafak, Japar, Huhtamaki, Basf Türk ve Yapı Kimyasalları (YKS) işyerlerinde Toplu İş Sözleşmelerimizi sonuçlandırmış bulunuyoruz. Diğer işyerlerinde de görüşmelerimizi sürdürerek, yeni yol ve yöntemlerle müzakerelerimizi tamamlamaya çalışıyoruz.
Sendikal faaliyetlerimizi elektronik ortamı kullanarak sosyal medya yoluyla kamu oyuna ve sizlere ulaştırmaya çalışıyoruz. Eğitim çalışmalarımızı küçük gruplar halinde, uzaktan iletişim ile gerçekleştirebilmek için yeni plan ve programlar hazırlıyoruz. Canlı veya paket programlarla hemen her konuda sizlere ulaşacak yayın hazırlıklarını sürdürüyoruz.
Hızı yavaşlamakla birlikte, çok zor koşullarla da olsa örgütlenme faaliyetlerimiz devam ediyor. Sizinle, en kısa zamanda, Lastik-İş ailesine katacağımız yeni işyeri ve işçi kardeşlerimizin mutluluğunu paylaşmayı umuyorum. Ayrıca sendikamızın geleneksel hale getirmeye çalıştığı, üyelerimiz arasında düzenlediğimiz şiir yarışması ile, üyelerimizin çocukları arasında başlattığımız resim yarışması, bu yıl da devam ediyor. Bu yarışmaların duyurularını yayınlamış bulunuyoruz. Bütün üye kardeşlerimizden ve sevgili yavrularımızdan bu yarışmalara katılmalarını bekliyoruz.
Lastik-İş Sendikası, işçi sınıfının bilinç ve birikimi üzerinde yükselmiş 71 yıllık köklü bir çınardır. Hep birlikte, bu çınarı daha güçlü damarlara kavuşturarak, sonsuza kadar yaşatacağımıza inanıyorum. Bu inanç ve güvenle, hepinizin mübarek Ramazan Bayramı’nı kutluyor, sağlıklı ve huzur içinde yaşamanızı diliyorum.
Yeni bir buluşmaya kadar hoşça kalın, dostça kalın, sevgili kardeşlerim.
Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı
Alaaddin Sarı



















