
5) TÜİK NE AÇIKLIYOR? GERÇEKLER NEDİR?
Bilindiği gibi Türkiye’de birçok başka veriyi olduğu gibi enflasyon verilerini de Türkiye İstatistik kurumu (TÜİK) derliyor; hesaplıyor ve açıklıyor. Eski adı Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) olan TÜİK, Türkiye’nin sosyal ve ekonomik istatistiklerini yayınlayan resmi bir devlet kuruluşudur. Nüfus, ulusal gelir, gelir dağılımı gibi tüm toplum için büyük önem taşıyan verileri derliyor. İntihar, ölüm, doğum gibi istatistikler de TÜİK tarafından hesaplanıyor.
Enflasyon hesaplaması TÜİK’in uzun yıllardır yürüttüğü temel çalışmalardan birisidir. Bugün için 2022 yılında TÜİK enflasyon verilerini tüketici fiyatları ve üretici fiyatları olarak iki başlıkta yayınlamaktadır. TÜİK’in açıkladığı değerler özellikle son birkaç yıldır toplumun geneli tarafından hiçbir şekilde doğru kabul edilmemektedir. Örneğin Lastik-İş üyesi işçiler arasında yapılan bir çalışma, işçilerin %99’unun TÜİK’in enflasyon verilerini doğru bulmadığını ortaya koymuştur. (1)
Enflasyon konusunda her zaman belli bir güvensizlik söz konusu olabilir. Bu durum ölçülen konunun özelliğinden gelir ve bir ölçüde doğaldır. Ancak Türkiye’de hiçbir dönemde toplumun neredeyse tümünün açıklanan verilere karşı bu denli bir güvensizlik duymadığı da açıktır.
Türkiye özellikle 1978-2002 yılları arasında çok yüksek oranlarda enflasyonla yaşamıştır. Bu süre 25 yıldan fazladır. Ancak hiçbir dönemde veriler bu denli kuşkuyla karşılanmamıştır.
HANGİ ENFLASYON?
| EKİM 2022 ENFLASYON ORANLARI (TÜKETİCİ FİYATLARI) | |||
| TUİK | İTO | ENAG | |
| Aylık Enflasyon Oranı | 3,54% | 3,96% | 7,18% |
| Yıllık Enflasyon Oranı | 85,51% | 108,77% | 185,34% |
Bugün yaşanan durum ‘Türkiye’de enflasyon oranı kaçtır?” gibi temel bir soruya toplumu ikna edecek bir karşılığın verilememesidir. Böyle olunca belirsizlik ve kaos görüntüsü yayılmakta, kişiler ve kurumlar gelecek ön görülerini sağlıklı bir biçimde yapamamaktadır. Ülkede ekonomik durumun iyi olduğu yönünde bir görüntü verebilmek için yaratılan bu durum, aslında, çok yönlü olarak sakıncalı sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
Enflasyon konusunda TÜİK’e duyulan güvensizlik, kaçınılmaz olarak başka arayışları gündeme getirmiştir. Yıllardır İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından İstanbul ili için yayınlanan geçinme endeksleri ile birlikte Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) adıyla “yeni bir enflasyon ölçüm kurumu” ortaya çıkmıştır. ENAG tarafından yayınlanan verilerin TÜİK ile büyük farklılıklar taşıması beklenir bir durumdur. Ancak son dönemde İTO’nun açıkladığı veriler ile TÜİK verileri arasında da büyük farklılıklar oluşmuştur.
Örneğin, ekim 2022 açıklamalarına göre tüketici fiyatları aylık olarak TÜİK’e göre %3,54, İTO’ya göre %3,96, ENAG’a göre ise %7,18 artmıştır. Bu değerler yıllık artışlar göz önüne alındığında daha büyük farklar göstermektedir. İlgili tablodan görüleceği gibi 2022 yılının ekim ayında son 12 aylık artış oranları TÜİK’e göre %85.5, İTO’ya göre %108.8, ENAG’a göre ise %185,3’tür. Türkiye’de yaşayan herkes TÜİK’in açıkladığından çok daha fazla fiyat artışı geçekleştiğini düşünmektedir. Bu görüşün dayanağı işçiler arasında yapılan araştırmalardır. Örneğin Lastik-İş Sendikasının üyeleri, %99 oranında TÜİK’in açıkladığı enflasyon değerlerinin gerçek dışı olduğunu düşünmektedir.
Bir istatistik yöntemi olarak ortadaki belirsizliği kaldırabilmek için üç değerin ortalamasını alarak değerlendirme yapıldığında, yıllık enflasyon oranı ekim 2022 için %126 olarak bulunmaktadır. Gerek %126 olarak hesaplanan bu ortalama değer, gerekse %185 olarak ENAG tarafından açıklanan değer yaşanan enflasyon konusunda gerçeğe çok daha yakın oranları ifade etmektedir. TÜİK’in bir an önce Türkiye’deki enflasyon oranını, gerçek artışları yansıtacak şekilde açıklamaya yönelmesi yerinde olacaktır.
6) TÜRKİYE’DE ENFLASYON
Yukarıda İTO, TÜİK ve ENAG değerleri karşılaştırmalı olarak verilen enflasyon oranları Türkiye’de uzun yıllar boyunca genel olarak yüksek gerçekleşmiştir. Özellikle 2004 yılından başlayarak bir düşme eğilimine girmiş olsa da, enflasyon karşılaştırmalı olarak yüksek kalmıştır. Türkiye’de 1980’li yıllarda başlayan çok yüksek oranlı enflasyonlar 2000’li yılların başlarına kadar aynı şekilde devam etmiştir. Onlarca yıl yüksek düzeyde seyreden enflasyon ücretlilerin yoksullaşmasını sürekli hale getirirken gelir dağılımının bozulmasına ve toplumsal gerginliklerin yükselmesine de yol açmıştır. 12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askeri darbenin hemen arkasından yüksek enflasyon oranları yaşanırken örgütsüzlük, toplu iş sözleşmelerinin yasaklı olması ve grev yasakları çalışanların satın alma gücünün sürekli olarak gerilemesi sonucunu doğurmuştur. Bu dönemde 1989 yılına gelindiğinde 1980’e göre satın alma gücü yarı yarıya düşmüştür. Deyim yerindeyse, “bıçağın kemiğe dayandığı” koşullarda yaygın grevler, direnişler ve gösteriler artmış; işçilerin talepleri yükselmiştir. Özellikle 1990-91 yıllarında enflasyon %60-70’lerde iken %250-300’lere varan zam oranları ile toplu iş sözleşmeleri bağıtlanmış ve satın alım gücü bir ölçüde de olsa arttırılabilmiştir.
| TÜRKİYE’DE ENFLASYON (1979-2022) | |||
| YILLAR | TÜKETİCİ FİYATLARI % | YILLAR | TÜKETİCİ FİYATLARI % |
| 1979 | 56,5 | 2000 | 39 |
| 1980 | 116,6 | 2001 | 68,5 |
| 1981 | 35,9 | 2002 | 29,7 |
| 1985 | 44,2 | 2003 | 18,4 |
| 1988 | 61,6 | 2005 | 7,7 |
| 1989 | 64,3 | 2010 | 6,4 |
| 1990 | 60,1 | 2015 | 8,8 |
| 1994 | 125,5 | 2018 | 20,3 |
| 1995 | 76 | 2020 | 14,6 |
| 1996 | 79,8 | 2021 | 36,1 |
| 1997 | 99,1 | 2022 | 70* |
| 1998 | 69,7 | ||
| * 2022 Yılı Enflasyon Tahmini | |||
Yüksek enflasyonun yaşanan ekonomik ve sosyal krizler ve uygulanan ekonomik politikalarla varlığı sürerken, 2004 yılından başlayarak daha düşük düzeylerde bir süreklilik kazandığı görülmüştür. Ancak ortaya çıkan %10’lar dolayındaki enflasyon oranı o günün koşullarında Dünya ile karşılaştırıldığında yine de yüksek düzeyleri ifade etmektedir. Tabloda 1979’dan 2022 yılına kadar Türkiye’de yıllık gerçekleşen enflasyon oranları gösterilmiştir. Tablonun içinde yer alan yıllar, fiyat artışlarının değişim gösterdiği dönüm noktalarını ifade edecek şekilde seçilmiştir. Tablodan açıkça görüleceği gibi Türkiye tarihsel olarak yüksek enflasyonlu bir ülkedir. Bu enflasyon değerleri kendi içinde artış ya da azalış gösterse bile hiçbir zaman yıllık %6’dan daha düşük bir düzeye gerilememiştir. Türkiye’de enflasyonun yıllık % 8-10’larda seyrettiği dönemlerde, Dünya’da birkaç ülke hariç bırakılırsa, enflasyon oranları yıllık %2-3’lerde gerçekleşmiştir.
7) DÜNYA İLE KARŞILAŞTIRMA
Türkiye’de gerçekleşme eğilimi değerlendirilen enflasyon oranları TÜİK’e göre 2021 yılı sonunda ve 2022 yılında hızla yükselişe geçmiş bulunmaktadır. Aslında bu eğilim 2018’in ikinci yarısından başlayarak kendisini göstermiştir. Giderek belirginleşen artış oranı 2021 yılında TÜİK rakamlarıyla da artık gizlenemez bir düzeye ulaşmış ve 2021 yılının son ayı %13,5 oranında bir artışla uzun yıllar boyunca görünmeyen bir yükseliş göstermiştir. Türkiye’de hazırlanan tüm plan ve programlarda %5-10 aralığında enflasyon yaşanacağı ön görülen 2021-2022 yıllarında bütün tahminleri geçersiz kılan olağanüstü artışlar ortaya çıkmıştır. Üstelik yukarıda belirtildiği gibi TÜİK tarafından açıklanan 2021 yılının %36 oranı da; 2022 yılında TÜİK’in açıklaması beklenen %65-70 değerleri de gerçek artışları yansıtmaktan çok uzaktır. Ancak bu artış oranları, zaman zaman bütün Dünya’da enflasyonun arttığı şeklinde bir görüşle olağan gösterilmeye çalışılmaktadır. Gerçekten de özellikle Covid-19 salgınının arkasından ortaya çıkan gelişmeler ve enerji krizi tüm dünyada fiyatlarda bir yükselme eğilimini doğurmuştur. Ancak ciddi ve sorumlu bir yaklaşım, Türkiye ile diğer ülkeler arasında enflasyon konusunda büyük farklar olduğu gerçeğini ortaya koymayı gerektirmektedir. Başka bir deyişle “Bütün Dünya’da enflasyon eğilimi artıyor” denilerek, yıllık yaklaşık 8-10 kata varan farklar göz ardı edilemez ve yok sayılamaz. Türkiye tüm dünya ülkeleri içinde enflasyon yoluyla ücretlilerin satın alma gücünü olağanüstü azaltan en yüksek enflasyonlu ülkelerden birisidir.
DÜNYA ÜLKELERİNDE 12 AYLIK ENFLASYON (2022 EYLÜL-KASIM)
| Ülke | Enflasyon Oranı % | Ülke | Enflasyon Oranı % |
| Türkiye | 85,51 | Güney Afrika | 7,4 |
| Arjantin | 64 | Hindistan | 7,01 |
| Rusya | 15,9 | Singapur | 6,7 |
| İspanya | 10,8 | Güney Kore | 6,3 |
| Birleşik Krallık | 11,89 | Fransa | 6,1 |
| ABD | 9,1 | Avustralya | 6,1 |
| Euro Bölgesi | 8,9 | Endonezya | 4,94 |
| Hollanda | 8,6 | İsviçre | 3,4 |
| Kanada | 8,1 | Çin | 2,5 |
| Meksika | 7,99 | Japonya | 2,4 |
| İtalya | 7,9 | Suudi Arabistan | 2,3 |
| Almanya | 7,5 |
Tablonun incelenmesinden görüleceği gibi bu gerçek bütün çıplaklığı ile ortadadır. Örneğin 2022 yılının ekim ayında Türkiye’de TÜİK’e göre %85,5 oranında enflasyon varken, aynı oranlar Rusya’da %15.9, İspanya’da %10.8, ABD’de %9.1, Meksika’da %7.99, İtalya’da %7.9, Almanya’da %7.5, Hindistan’da %7, Güney Kore’de %6.3, Fransa’da %6.1, Endonezya’da %4.94 ve Çin’de %2.5 düzeyindedir. Bu değerler Türkiye’de yanlışlığı ve düşüklüğü herkes tarafından kabul edilen %85,5 oranına gerekçe yapılabilecek nitelikte değildir. Dünya’da yaşanan %5-10 gibi oranlar yüksek kabul edilerek %85,5’e normal bir değer görüntüsü verilemez. Bu olsa olsa, gerçeklere gözünü kapatmaktır.
O nedenle bugün, Türkiye’de enflasyonun, Dünya’daki 1-2 ülke dışında, hiçbir ülkede olmadığı kadar yüksek olduğu kabul edilmeli; gerçek değerler hiçbir yanıltma ya da küçültme çabasına girilmeden ölçülmeli ve asgari ücretten başlayarak bu gerçeklere uygun ücret artış sistemleri oluşturulmalıdır. Elbette toplu iş sözleşmesi sisteminde yer alan ücret yapılarının da bu duruma uygun bir yapısal değişim gösterecek şekilde gözden geçirilmesi gereklidir.
Bütün bu adımlar atılmazsa ve TÜİK var olan tutumunu devam ettirirse geniş kitleleri yoksullaştırmanın temel aracı olarak “kullanılan bir kurum” niteliğini pekiştirerek varlığını sürdürecektir. Böyle bir varlık ise saygın bir kurum kimliği yaratamayacağı gibi varsa, saygınlığın devamını da sağlayamayacaktır.
8) ENFLASYONA KARŞI KORUNMA
- a) Genel Yaklaşım
Aslında çok basit olan ancak fazlasıyla karmaşık hale sokulan konulardan birisi ücretlerin enflasyona karşı korunması konusudur. Çok basit olan gerçek şudur: Ücretlere enflasyon kadar zam yapılırsa; örneğin enflasyon %10 iken ücretler de %10 arttırılırsa satın alma gücü korunur; ama ne düşer ne de artar. Ücretler enflasyondan daha az yükselirse, örneğin enflasyon %10 iken ücretlere %9 zam yapılmışsa ücretliler yoksullaşır; satın alma gücü ya da gerçek ücretler düşer. Ücretler enflasyondan fazla arttırılırsa, örneğin enflasyon %10 iken, ücretler %11 artarsa, satın alma gücü ve gerçek ücretler iyileşmiş olur.
Gerçekten de ücreti, parasal ücret yerine, “parayla alınabilir geçim malları” olarak tanımladığınızda, bu değerlendirme tam anlamıyla gerçeğin ifadesi olur. Örneğin, ücreti ile 1000 ekmek alan bir ücretli 1001 ekmeklik bir gelire ulaştığında satın alma gücü artmıştır. Aynı ücretli 1000 ekmek alabiliyorsa satın alma gücünü korumuş; 950 ekmeklik bir gelir düzeyinde ise 50 ekmeklik bir yoksullaşma yaşamış olur. Yoksullaşmanın ortadan kaldırılarak satın alma gücünü geliştirmenin tek yolu, ücretle alınabilen mal miktarını eski düzeyine ya da daha yükseğe çıkarmaktır. Bu anlamda parasal ücretlerin ne kadar arttırılacağının ölçüsü de alınabilecek mal miktarının yeni tutarı olacaktır.
Bilindiği gibi, parasal ücretle alınabilen mal miktarları olarak tanımlanan ücrete “gerçek ücret” adı verilir. Dolayısıyla enflasyon, aslında, çalışanların gerçek ücretleri üzerindeki etkisiyle değerlendirilmek zorundadır.
Bu çerçevede, gerçek ücretin korunup geliştirilebilmesi ücretlere yapılan zam miktarı, uygulanan zammın aralığı ve enflasyon ölçüm yöntemleriyle doğrudan ilişkilidir. Böylece başlangıçta basit gibi görünen ücretlerin enflasyona karşı korunması konusu, teknik ve politik yönleri olan karmaşık bir nitelik kazanır. Çünkü ücretler ve gelişimi, doğrudan bölüşüm ve gelir dağılımı konusudur. Bu çerçevede siyasal çözümlere ve politikalara kadar uzanan etkiler yaratır. Çünkü siyasal ayrımlar da, başka olgular yanında, temel olarak, bölüşüm ilişkilerinin değişimi ve yönlendirilmesi üzerinde yükselen görüş farklılıklarına dayanır. Başka bir deyişle, aslında siyasal yapı ve ideolojik tercihlerin temeli de, ücretler başta olmak üzere toplumsal gelirin bölüşümü konusunda ortaya konulan görüşler, yaklaşımlar ve politikalardır.
Bu anlamda ücret, yalnızca teknik bir konu olarak ve “daha çok para verilerek daha çok mal alınmasını sağlamak” ya da “ücretlilere daha az para verilerek sermayeye kaynak aktarmak” gibi bir ikilemle de sınırlanamaz. Burada ücreti daha geniş bir kavram olarak ele almak ve sosyal devlet anlayışı içinde “çalışanların satın alma gücünü etkileyecek her türlü uygulama ve katkı” şeklinde değerlendirmek gerekir. Enflasyon gerçeği karşısında ücret düzeylerinin ne olması, ne kadar ve nasıl arttırılması gerektiği konusu da bu yaklaşımın bir parçasını oluşturmaktadır.
8.b) Ücret Zamlarının Süresi
Enflasyon ücret ilişkisi açısından ilk üzerinde durulması gereken, ücret artışlarının hangi aralıklarla yapılması gerektiğidir. Enflasyonun çok düşük olduğu ya da enflasyonun olmadığı koşullarda ücret zamlarının yıllık, altı aylık, üç aylık ya da aylık gibi dönemlerde arttırılmasının büyük bir önemi olmayabilir. Ancak, yüksek enflasyon ortamında gerçek ücretler kısa bir süre içinde ve hızla gerileyeceği için ücret zammının hangi aralıklarla yapılması gerektiği çok büyük bir önem kazanacaktır. Başka bir deyişle, enflasyon ortamında ücret zamlarının arası uzadıkça ücretlilerin yoksullaşması da artacaktır. Örneğin, %50 yıllık enflasyon varsa, ücretlerin satın alma gücünü yıllık artışlar yaparak arttırmak, ücretlileri dönem içinde giderek artan bir yoksullaşmayla karşı karşıya bırakmak demektir.
Enflasyon ücret ilişkisini 12 aylık dönem için gösteren tablo bir yıl önce ocak ayında 2000 ekmeklik bir gelirin 12 ay sonra yeniden 2000 ekmek alabilecek bir düzeye gelebilmesi için yapılması gereken artışı göstermektedir. İlk bakışta 12 ay önce var olan gelir düzeyi 12 ay sonra tam olarak yakalanmış gibi görünmektedir. Bir çok kişi ya da kurum tarafından ifade edilen bir yaklaşım, ücret zamlarının yıllık olarak uygulanması ve ücretlerin yıllık enflasyon oranında arttırılması durumunda, ücretlerin enflasyona karşı korunduğunu öne sürmekte ve buna göre zam yöntemleri geliştirmektedir.
- ENFLASYON ÜCRET İLİŞKİSİ YILLIK ZAM
| FİYAT ARTIŞI % | ÜCRET TL/AY | EKMEK FİYATI TL | EKMEK (ADET) | |
| OCAK 1 | 100 | 10.000 | 5 TL | 2.000 |
| OCAK 2 | 112,7 | 11.270 | 5,63 TL | 2.000 |
| (%12,7) | Fiyatlar Her Ay %1 Artıyor |
Görüldüğü gibi aylık %1 fiyat artışı olduğunda, 12 ay sonra, 5 TL olan ekmeğin fiyatı 5,63 TL’ye yükselmektedir. Enflasyon olmasaydı yıllık toplam 24 bin ekmek olarak gerçekleşecek olan alım gücü, her ay %1 fiyat artışı varsayımıyla yıl sonunda 1.775 ekmeğe kadar gerilemektedir. 12 ay sonra ücretlere yapılacak %12,68 oranındaki zam, ücretlileri 11,768 TL’ye yükseltmekte ve tanesi 5,63 TL’ye ulaşmış olan ekmeklerden yine 2000 adet alınmasını sağlamaktadır. Görünüşte bir yıl sonra enflasyon oranında yapılan zamla, satın alma gücü bir yıl önceki düzeyine yükselmekte ve erime giderilmektedir. Oysa bu düzelme, gerçekten de yalnızca görünüştedir. Çünkü, bu yöntemle satın alma gücü yalnızca bir ay için 12 ay önceki düzeye eşitlenmekte, hemen izleyen aydan başlayarak ise yeniden gerilemektedir.
AYLIK %1 ARTIŞ TABLOSU (OCAK-ARALIK)
Dolayısıyla, konuya daha yakından bakıldığında, yıllık zam uygulaması ile satın alma gücünün (burada 24 bin adet ekmek) korunmasının mümkün olmadığı hemen anlaşılacaktır. Çünkü ücret bir yıl boyunca sabit kalırken, ekmek fiyatı her ay artmaktadır. Dolayısıyla ücretle satın alınan ekmek adedi her ay azalmaktadır. Aylık %1 fiyat artışı varsayımı ile gerçek gelir yıllık 24 bin ekmek yerine 22.510 adet olarak gerçekleşmektedir. Bu durumda yıllık 1.490 ekmek enflasyon dolayısıyla ücretlerden “çalınan” alım gücünü göstermektedir. Başka bir deyişle her ay %1 fiyat artışı varsayımıyla toplam gelirin %6,20’si yok olmaktadır. Oysa görüntüde ücret geliri 12 ay sonra arttırılmış ve satın ama gücünde bir kayıp olmamıştır.
AYLIK %5 ARTIŞ TABLOSU (OCAK-ARALIK)
| AYLAR | FİYATLAR | EKMEK FİYAT TL | ÜCRET TL | EKMEK ADET | |||||
| 100,00 | 5,00 | 10.000 | 2.000 | ||||||
| 1 | 105,00 | 5,25 | “ | 1.905 | |||||
| 2 | 110,25 | 5,51 | “ | 1.814 | |||||
| 3 | 115,76 | 5,79 | “ | 1.728 | |||||
| 4 | 121,55 | 6,08 | “ | 1.645 | |||||
| 5 | 127,63 | 6,38 | “ | 1.567 | |||||
| 6 | 134,01 | 6,70 | “ | 1.492 | |||||
| 7 | 140,71 | 7,04 | “ | 1.421 | |||||
| 8 | 147,75 | 7,39 | “ | 1.354 | |||||
| 9 | 155,13 | 7,76 | “ | 1.289 | |||||
| 10 | 162,89 | 8,14 | “ | 1.228 | |||||
| 11 | 171,03 | 8,55 | “ | 1.169 | |||||
| 12 | 179,59 | 8,98 | “ | 1.114 | |||||
| 17.727 | |||||||||
| 24.000 17.727= | 6.273 | 26,13% | |||||||
Öte yandan enflasyon yükseldikçe alım gücünün daha fazla gerileyeceği ve kayıpların artacağı açıktır. Bu durum aylık fiyat artışlarının %5 olarak gerçekleştiği varsayımı ile incelenebilir. İlgili tablodan da görüleceği gibi fiyat artışları büyüyünce, ücretlilerin kayıpları da olağanüstü yükselmektedir. Örneğin %5 fiyat artışı varsayımı ile toplam alım gücü 24 bin yerine 17.727’ye gerilemektedir. Bu değerler satın alma gücündeki erimenin, yıllık ücret zammı enflasyon oranında uygulansa bile %26,13 gibi çok yüksek bir oranda gerçekleştiğini göstermektedir. Gerçekten de, aylık %5 enflasyon varsayımı ile yılsonunda %79 oranında artan fiyatlar 24 bin ekmek yerine 6.273 ekmeği, deyim yerindeyse “buharlaştırarak” 17.700’e düşürmektedir. Bu örnekler enflasyon yükseldikçe uygun ücret artışları yapılmadığı sürece ücretlilerin yoksullaşmasının katlanarak arttığını açıkça göstermektedir.
Tabloların yakından incelenmesinin göstereceği asıl sonuç, zam dönemleri kısaldıkça, kayıpların her zam dönemi için sıfırlanmasından dolayı, toplam kaybın daha az oluşacağıdır. Örneğin ücret zamlarının 6 ayda bir uygulanması, yedinci ayda ücretin satın alma gücünün başlangıç değerine yükseltilmesi sonucunu doğuracak ve gerçek gelirde oluşacak kaybı, 12 ayda bir yapılan zam uygulamasına göre azaltacaktır.
Elbette ücretlerin korunması açısından ücret zammının hangi aralıklarla yapıldığı önemli olmakla birlikte tek başına yeterli ve doğru bir sonuca ulaşılmasını sağlayamaz. Bunun yanı sıra enflasyon ölçümlerine göre uygulanması gereken değerlerin de doğru ve yerinde seçilmesi zorunludur. Başka bir deyişle örneğin yıllık ücret zamları için esas alınacak enflasyon değeri hangi değerdir? 12 aylık bir önceki ayın aynı ayına göre değişim oranı mı; yoksa yıllık ortalama artış değeri mi ücret zammı için ölçü olacaktır? Benzer şekilde altı aylık zam uygulamaları yapıldığında geriye dönük gerçekleşmiş enflasyon oranı mı ücret zammı için esas alınmalıdır; yoksa gelecek altı ay için ön görülen enflasyon oranına dayalı bir ücret zammı uygulaması mı yapılmalıdır? Bu sorulara doğru yanıt verilmeden ücret ve enflasyon ilişkisinde çalışanların satın alma gücünü korumaya dönük tutarlı bir yaklaşım geliştirmek mümkün olmayacaktır. Aynı şekilde enflasyon ve hayat pahalılığının aynı kavramlar olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. Vergi dilimlerinin artış oranı enflasyon koşullarında ücretlilerin gelirini doğrudan etkileyen bir uygulama olduğu için bu konuda nasıl bir düzenleme yapılmalıdır? Türkiye’de artık en yaygın ücret haline gelen ve çalışanların yarısından fazlasının gelirini oluşturan asgari ücretin enflasyondan korunması ve gerçekten tanımına uygun bir temel ücret haline gelebilmesi nasıl sağlanabilir?
Görüldüğü gibi sorular çok sayıda ve karmaşık biçimde varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle yazının üçüncü ve son bölümünde enflasyon ücret ilişkisi ve gerçek ücretlerin korunması konusu üzerinde durulacaktır.


















