
Ortalık yine toz duman; göz gözü görmüyor. Asgari ücret tartışmaları yine başladı; bitecek gibi de görünmüyor!
Yaygın olarak kullanılan ünlü sözde olduğu gibi “Türkiye’de son yıllarda bir asgari ücret hayaleti dolaşıyor!”
Aslında, söz konusu asgari ücret olunca bu karışıklıkta şaşılacak bir şey yok. Ama bu tartışmalarla asgari ücret konusunda kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşılamadığı da bir kez daha ortaya çıkmış durumda. Örneğin 3 yıl önceki asgari ücretin belirlenmesi sırasında yapılan aşağıdaki değerlendirme bu konuda yol gösterici olabilir.
‘2018 yılının ikinci yarısından itibaren ortalığı değişik bir hava kapladı. Kökleri birkaç yıl öncesine dayanan bu hava döviz fiyatlarının fırlaması ve çarşı-pazarın alev alması ile iyice belirginleşti. 2016 yılında enflasyon %8-9 dolayında açıklanmışken asgari ücret % 30 arttırılmıştı. Birileri bu artışla bütün dengelerin bozulduğunu söyleyip dururken, 3-5 ay içinde yeniden asgari ücretin yetersizliği üzerine tartışmalar başladı. Sonrasında hiç dikiş tutmadı. 2017’de enflasyon %12 iken 2018 asgari ücreti enflasyonun üzerinde % 14,2 arttırıldı. Buna karşın artış talepleri hiç durmadı. 2018 yılının Eylül ayında patates-soğan fiyatları 7-8 TL’ye çıkınca ipler koptu. Şimdi herkes 2019 yılbaşını bekliyor. ‘’Acaba asgari ücret net 2.000 TL mi olacak? Ama yetmez; daha fazla olmalı’’. Artık kimse ikna olmuyor. ‘’Net şöyle olsun; bakın bu kadar AGİ ekleniyor; toplamı şu kadar net ediyor’’ sözleri hiçbir etki yaratamıyor.’’ (1) (*Üzeyir ATAMAN – Vergi ve Enflasyon Kıskacında Çalışanların Yoksullaşması- -Lastik-İş Sendikası Yayını-2018-syf.6)
Zaman sanki durmuş gibi. Hiç bir şey değişmiyor. Bugün de çarşı-pazarın alev alması ve döviz fiyatlarının fırlaması ile asgari ücretin ne kadar olması gerektiği konusunda büyük bir karışıklık yaşanıyor.
‘’Geçinemiyoruz’’ çığlıkları ülkenin dört bir yanından yükseliyor. Asgari ücretin %35-40 oranında arttırılması sıradan bir uygulama olarak değerlendiriliyor. Buna karşılık ‘’açıklanan’’ enflasyon %20 dolayında geziniyor.
Tam bir karmaşa ve kavram kargaşası hali var!
Oysa Türkiye’de asgari ücret yeni bir uygulama değildir. Oldukça eski bir geçmişi var. Öyle ki 1936’da yasalaşmasından sonra 85 yıl geride kaldı. Yaklaşık 50 yıldır; 1974’den bugüne, asgari ücret ulusal düzeyde saptanıyor. Buna karşın her yıl yeniden ve ilk kez karşılaşılıyormuş gibi asgari ücret tartışması yapmak ilginç görünmüyor mu?
Belki de soruyu şöyle sormak gerekiyor. Nasıl oluyor da böyle bir sonuç ortaya çıkıyor? Hemen hemen her yenileme döneminde ne kadar arttırılırsa arttırılsın yetersiz kalacağı düşünülen asgari ücret bu aşamaya nasıl sürüklendi? Ücretli geniş kesimlerin giderek yoğunlaşan ve son 5-6 yıldır iyice yükselen tepkisi neden doğdu? Bugünden başlayarak kırk yıl boyunca olduğu gibi bu durum “idare edilebilir mi?” Yoksa deniz gerçekten bitti mi? Tartışmaları olağan düzeylere indirebilecek yeni bir yapı nasıl oluşturulabilir?
Türkiye’de asgari ücret, siyasal iktidar, işveren temsilcileri ve en büyük işçi konfederasyonunun temsilcilerinden oluşan bir tespit komisyonu aracılığıyla belirleniyor. Bu yöntem tüm ülkede tek bir asgari ücretin uygulanmasını sağladığı için gerekli ve önemli bir düzenleme niteliği taşıyor. Ancak yine aynı özelliği dolayısıyla yetersiz kaldığı için de büyük tartışmalara kaynaklık ediyor.
Uzun yıllar boyunca gerçekleştirilen uygulamalar sonucunda bugün gelinen aşama “açlık sınırının altında asgari ücret, asgari ücretin de altında emekli aylıkları” biçiminde özetlenebilecek bir yapıdır. Türkiye’de asgari ücretten söz etmek aslında milyonlarca ücretli çalışanın ücretini konuşmak demektir. Asgari ücret ve çok yakınındaki ücret düzeyleri temel alındığında, ücretli çalışanların yarıdan fazlasının bu ücret düzeyinde bulunduğu görülecektir. Asgari ücret bugünün Türkiye’sinde sınırlı sayıda çalışanın ücreti olmaktan çıkmış, en yaygın ve ortalama ücreti yansıtan bir ücret durumuna gelmiştir. Bu eğilim giderek daha da hızlanmaktadır. Asgari ücret ile ortalama ücretler arasındaki makas her geçen gün kapanmakta ve giderek daha fazla işçi asgari ücrete yakın ücretlerle çalışmak zorunda kalmaktadır. Bugün Avrupa Ülkeleri arasında asgari ücrete yakın ücretlerle çalışanların oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye’dir.
Kısaca söylenirse; “asgari ücret artık, Türkiye’de en düşük ücret değil; ortalama ücret haline gelmiştir” demenin hiçbir yanlışı yoktur.
Peki, bu gelişme bir günde veya bir yılda mı olmuştur? Ya da böyle bir gelişme kimsenin haberi olmadan gizliden gizliye mi gerçekleşmiştir.
Ne yazık ki bu süreç, onlarca yıl boyunca uygulanan asgari ücret belirleme sisteminin ve çalışanların örgütsüz bırakılmasına dayanan, demokratik olmayan toplumsal yapının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Tarihsel gelişmeyi dikkate almayan, son 40 yılda yaşanan süreci değerlendirmeyen hiçbir yaklaşım asgari ücretin bugün geldiği bu içinden çıkılmaz aşamayı anlamakta yeterli olamaz. Çünkü her şeyin başı Türkiye’de ekonomik büyüme ve toplumsal gelişmeyi ucuz emek istihdamı ile sağlamayı amaçlayan 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarına dayanmaktadır. 24 Ocak 1980 ekonomik kararları ve arkasından bu kararların uygulanabilmesi için gerçekleştirilen 12 Eylül 1980 Askeri darbesi bir dönüm noktasıdır. Bu durumu 1978’den 2022’ye kadar olan süreçte asgari ücretin gelişimini inceleyerek görmek mümkündür.
Tablo-1
| 1978-2022 Dönemi Yıllara Göre Asgari Ücret ve Olması Gereken Asgari Ücret | ||
| YILLAR | YILLIK ORTALAMA ASGARİ ÜCRET BRÜT TL/AY | OLMASI GEREKEN ASGARİ ÜCRET BRÜT TL/AY |
| 1978 | 3.300 | 3.300 |
| 1979 | 4.700 | 5.145,00 |
| 1980 | 5.400 | 10.877 |
| 1985 | 28.743 | 66.016 |
| 1990 | 303.750 | 682.975 |
| 1995 | 5.602,000 | 14.085,000 |
| 2000 | 114.300,000 | 230.656,000 |
| 2005 | 488.7 | 877.71 |
| 2010 | 749.75 | 1.508 |
| 2015 | 1.237,50 | 3.074 |
| 2016 | 1.647,00 | 3.433 |
| 2017 | 1.777,50 | 4.096 |
| 2018 | 2.029,50 | 5.034 |
| 2019 | 2.558,40 | 5.756 |
| 2020 | 2.943 | 6.700 |
| 2021 | 3.577,50 | 8.576 |
| 2022 | – | 10.463 |
2022 yılı enflasyon oranını %18, büyüme değerini ise %4 varsayarak yapılan öngörü 2022 yılı için yaklaşık brüt 10.500 TL/Ay asgari ücret değerini vermektedir. Bu değerler uzun yıllar boyunca Türkiye’de uygulanan ucuz emek istihdamı politikasının en düşük ücretleri bile ne kadar büyük oranda erittiğini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak ne yazık ki ülkemizde asgari ücret değeri çalışanların çoğunluğunun ücreti durumuna gelmiştir. DİSK-AR’ın açıklamaları, asgari ücretin en çok %10 üzerinde olan ücretler de hesaba katıldığında, ücretlilerin yaklaşık %60’ının asgari ücrete yakın ücretlerle çalıştığını göstermektedir.
Milyonlarca çalışanın ücreti halinde gelmiş olan asgari ücret tutarının yıllar boyunca açlık sınırı ile neredeyse başa baş, zaman zaman da altında seyrettiği somut bir gerçek durumundadır. İlgili tablodan da görüleceği gibi net asgari ücretler son yıllarda açlık sınırının altında kalmış bulunmaktadır.
Tablo-2
YILLARA GÖRE NET ASGARİ ÜCRET VE AÇLIK SINIRI DEĞERLERİ 2010-2021
| *Net Asgari Ücret TL/Ay | Açlık Sınırı TL/Ay | |
| 2010 | 533 | 812 |
| 2011 | 585 | 870 |
| 2012 | 654 | 959 |
| 2013 | 716 | 1.003 |
| 2014 | 788 | 1.099 |
| 2015 | 885 | 1.257 |
| 2016 | 1.177 | 1.447 |
| 2017 | 1.271 | 1.479 |
| 2018 | 1.451 | 1.615 |
| 2019 | 1.829 | 2.009 |
| 2020 | 2.104 | 2.219 |
| 2021 | 2.550 | 2.652 |
| Kasım 2021 | 2.550 | 3.192 |
*Net tutarlar AGİ dahil edilmeden hesaplanmıştır. Çünkü AGİ eklenerek belirlenen net tutarlar kanımızca ele geçen ücreti şişirmek için hesaplanmaktadır. Çalışanlar ele geçen net tutar harcarken vergi ödemeye devam etmektedirler.
Görüldüğü gibi Avrupa Birliği ile karşılaştırıldığında Türkiye, göreli olarak ucuz emek ülkesi sayılan Doğu Avrupa ülkelerinden de düşük bir asgari ücrete sahiptir. Bu durum Türkiye’de ki çalışma koşullarının ve geçim düzeyinin son yıllarda ne kadar geri düştüğünün başka bir göstergesi durumundadır. Çünkü aynı ülkelerle karşılaştırıldığında; örneğin 2010’lu yıllarda Bulgaristan gibi ülkelerde asgari ücret Türkiye’den daha düşüktür. Demek oluyor ki, bugün için Türkiye’de uygulanan ekonomi politikaları ve toplumsal korumalar, tümüyle, ücretlilerin satın alma gücünü ve geçim düzeyini olumsuz etkileyecek sonuçlar doğurmuş bulunmaktadır.
Kısaca ve özetle belirtmek gerekirse; bu sonucu doğuran nedenler, ucuz işgücü ile kalkınma politikası ve sendikal hareketi baskı altına alan, toplu sözleşme düzenini sınırlı bir hak olarak düzenleyen, örgütsüz ve güvencesiz çalışmayı esas alan endüstri ilişkileri düzenidir.
Asgari ücret, ülke çapında tek bir asgari ücret yanında, toplu sözleşme süreçleri içinde işkolları düzeyinde toplu pazarlık ile belirlenmelidir. Tüm çalışanlara uygulanabilecek çok düzeyli toplu pazarlık sistemleri geliştirilmelidir. Böylece bugün olduğu gibi, tüm ücretlerin asgari ücrete yaklaşması yerine, asgari ücretin toplu müzakerelerle belirlenmiş ücretlere doğru yükseltilmesi mümkün olacaktır. Asgari ücret tartışmalarının her yıl toplumda büyük bir yaygınlık kazanarak sürdürülmesine karşın kalıcı bir çözüm üretilememesinin temel nedeni belirleme yol ve yöntemlerinin yetersiz oluşudur. Türkiye’de yasal sistem içinde ön görülen toplu sözleşmeleri yaygınlaştırma yolu, “teşmil” adı verilen bir yöntemdir. Ancak Türkiye’de bu düzenleme ile sonuç alınması mümkün değildir. Var olan yasal düzenleme, amaca uygun işlemesini sağlayacak dayanaklardan yoksundur. Çünkü, sistem içinde teşmil için uygun bir toplu iş sözleşmesi yaratılamamaktadır. Bunun yerine uygulanacak sözleşmede değil, sendikada özellik arayan anlamsız bir yapı ön görülmüştür. İşverenlerin de engellemesi ile teşmil, 30 yılı aşkın bir süredir hiçbir uygulaması olmayan bir yasal düzenleme olarak yalnızca görünüşte varlığını sürdürmektedir.
Tablo-3
AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİ İLE TÜRKİYE’DE ASGARİ ÜCRET 2021/ EURO/AY
| Ülke | Asgari Ücret | Ülke | Asgari Ücret | ||
| 1 | Lüksemburg | 2202 | 10 | Slovakya | 623 |
| 2 | Hollanda | 1685 | 11 | Polonya | 514 |
| 3 | Belçika | 1626 | 12 | Estonya | 584 |
| 4 | Almanya | 1614 | 13 | Çekya | 579 |
| 5 | Fransa | 1555 | 14 | Hırvatistan | 563 |
| 6 | İspanya | 1108 | 15 | Romanya | 458 |
| 7 | Slovenya | 1024 | 16 | Macaristan | 442 |
| 8 | Portekiz | 776 | 17 | Bulgaristan | 332 |
| 9 | Yunanistan | 758 | 18 | Türkiye | 231 |
Kaynak: EUROSTAT, Türkiye 2021 Aralık
Gerçekten işleyen bir sistem için, demokratik bir sendikal yapı, yasaksız bir endüstri ilişkileri düzeni ve tüm çalışanlar için uygulanabilecek nitelikte toplu iş sözleşmeleri ortaya çıkarmayı amaçlayan toplu pazarlık düzeni zorunludur.
Geçmişten bugüne bir değerlendirme yapıldığında aşağıda yer alan genel çerçeveyi kabul etmemek mümkün değildir:
“Görüldüğü gibi yaklaşık 40 yıldır uygulanan politikalarla asgari ücret açlık sınırının altına inmiş; ücretlilerin vergi yükü olağanüstü artmış; en düşük vergi dilimi olması gerekenin beşte birine gerilemiş ve kıdem tazminatının satın alma gücü dokuzdan bir ’e düşmüştür. Dolayısıyla var olan kriz ücretlilere yüklenerek çözülemez. Türkiye toplumunun insanca yaşayabilecek koşulları oluşturarak geleceğe yürüyebilmesi; yalnızca, bugün uygulanan ve artık hiçbir soruna çözüm olmadığı ortaya çıkan ekonomik ve toplumsal politikaların terk edilmesine ve sosyal devleti temel alan kurumsal düzenlemeler ile demokratik bir toplum yapısının eksiksiz uygulanmasına bağlıdır.”(*Üzeyir ATAMAN: Vergi ve Enflasyon Kıskacında Çalışanların Yoksullaşması: Lastik-İş Sendikası Yayını:2018: syf.63)
Gerçekten de yıllar geçiyor; hiçbir şey değişmiyor. Asgari ücret yetersiz ve açlık sınırı altında kalarak varlığını sürdürüyor. Son dönemde daha sık aralıklarla yetersizlik tartışmaları yoğunlaşıyor. Bu ‘’insansız’’ ekonomik program siyasal iktidarlar tarafından uygulandıkça bir çözüm yolu da görünmüyor. Çünkü çözüm için, öncelikle sosyal devletin kurumsal olarak varlığını geliştiren ve bu çerçevede asgari ücreti ailenin geçinebileceği en az ücret olarak gören bir ekonomik ve toplumsal politika anlayışı ile soruna yaklaşmak gerekiyor. Ülke çapında geçerli bir asgari ücretin varlığı sürdürülürken diğer ücretlerin toplu pazarlıklarla belirlendiği ve tüm çalışanların toplu sözleşme kapsamı içine alınmasını sağlayacak yapısal bir dönüşümün gerçekleştirilmesi sorunu çözebilecek tek yol gibi görünüyor.
Demek oluyor ki her şeyden önce “Kral çıplak” diyebilecek bir toplumsal yaklaşıma ve bu doğrultuda değişimi yönlendirebilecek bağımsız bir sendikal harekete ihtiyaç bulunmaktadır.
Yoksa, hiçbir çözüm üretemeyen bu yöntem, anlayış ve uygulamalarla asgari ücret hayaleti bir görünüp bir yok olarak aramızda dolaşmaya devam edecektir.

















