LASTİK İŞÇİSİNİN KAZANILMIŞ HAKLARINA GÖZLERİNİ DİKMİŞLER
16.02.2022/ EN KOCAELİ
Bir insanın en sevdiği yemeği önüne koysalar, bir öğünde en fazla kaç tabak yiyebilir?
Bu soruya gelecek cevaplar değişkenlik gösterebilir.
Ama bir yerde doyulacağı aşikar.
İşte o yemeğin sofraya koyulma sürecinde yaşananlar tam bir mücadele örneği değil mi?
Sözü lastik işçisinin toplu iş sözleşmesi görüşmelerine getireceğim ve yukarıda yazdıklarıma yazının sonunda tekrar değineceğim.
Bugün Lastik İş Sendikasının örgütlü olduğu Promoteon, Pirelli ve Brisa fabrikalarının toplu iş sözleşmesi görüşmeleri vardı.
Lastik İş Sendikası Genel Başkanı Alaaddin Sarı ve sendika yöneticileri, Tryp By Wyndham Otel’de bir araya geldi.
İşveren tarafı şöyle bir şey yapmış:
Lastik İş heyetinin karşısına tamamı kadınlardan oluşan bir ekip göndermiş.
Koskoca üç büyük fabrika yöneticilerinin tamamı kadınsa problem değil.
Ama değilse; ilginç bir durum.
Toplantıda konuşulanlara dönelim biraz da.
Bu kez Pirelli, Promoteon ve Brisa grubu, lastik işçisinin kazanılmış haklarına gözlerini dikmiş durumda.
Bugün masada 22 madde vardı.
Ancak bu 22 maddeden destekle ilgili olan 2 madde geçmedi, masadan anlaşma çıkmadı.
Öncelikle Lastik İş Sendikasının ne istediğini anlamamız gerekiyor.
Bugün toplantı sonrasında açıklama yapan Genel Başkan Alaaddin Sarı, üç önemli noktanın altını çizdi.
Lastik işçisi bir kere kazanılmış haklarını asla yeniden işverene vermek istemiyor.
Bu noktada sendika da oldukça kararlı bir şekilde işverenin karşısında olacak.
Bir diğer konu; geçtiğimiz sözleşme lastik işçisi için bir ‘koruma’ sözleşmesiydi.
Ancak bu dönem Lastik İş Sendikası mevcudu korumak değil, net bir şekilde satın alma gücünü yükseltmek istiyor. Çünkü hayat pahalılığının, enflasyonun geldiği nokta ortada.
Çocuğa anlatır gibi her sendika yazımda bunu işverene anlatmama gerek yok.
Benden çok daha iyi biliyorlar dışarıda neyi kaç liraya aldıklarını.
20 bin liranın üzerinde maaş alan fabrika müdürleri belki bu hayat pahalılığını işçi kadar hissetmiyor olabilir.
Ama bu durum gerçeği de değiştirmez.
Bu sebeple gerçekten çok zor şartlarda çalışan, fabrika içerisinde adeta robot gibi hareket eden lastik işçisinin maddi olarak belirli bir düzeye yeniden çıkarılması bir zorunluluktur.
İşveren bunu yapmak zorundadır.
Asgari ücretin yüzde 50 oranında arttığı bir ortamda, lastik işçisini düşük zamlarla kimse kandıramaz.
Ayrıca sürekli ne diyoruz, enflasyon çok yüksek.
Bir de şöyle bir risk var; bu yüksek enflasyonun nerede duracağı, iki ay sonra ne olacağının hiç kestirilemediği bir ortamda yaşıyoruz.
Bu sebeple işveren tarafı Türkiye gerçekliklerine uygun hareket etmek zorunda.
Etmezse, sadece işçi sendika değil, onlar da kaybeder.
Evet, dışarıda çalışacak adam çok.
Lakin sizi bugünlere getiren de fabrikaların samimi, gayretli işçileridir.
Bunu da unutmayın.
Bir diğer mesele ise istihdamı korumak ve istihdamı sağlamak.
İşveren tarafı anladığım kadarıyla artan işçi maliyetleri sebebiyle fabrika içindeki taşeronu arttırmak istiyor.
İşveren; taşerondan destek hizmetlerine geçen işçilerin sendikalı olanlarının maliyetlerinin yüksek olduğunu ve bunları düşürmek gerektiğini savunuyor.
Sürekli almak istiyorlar yani.
Lastik İş Sendikası da mevcut çalışma düzenini bozmayacak şekilde, iş barışının korunarak bir uzlaşı sağlanması gerektiğini savunuyor.
Ve bugün Lastik İş Sendikası Genel Başkanı Alaaddin Sarı şöyle bir cümle kurdu:
“İşveren tarafı bize karşı çok yanlış geldiler. Yanlış ifadeler kullandılar. Bizlerden çok hatalı talepleri oldu. Biz de bunu kendilerine net bir şekilde ifade ettik.”
Bu özenle seçilmiş, nazik cümleler aslında lastik işçisinin koparabileceği kıyamete de vurgu yapıyor.
Anlıyor ve görüyoruz ki işveren tarafı cefakar lastik işçisinin kazanılmış haklarına göz dikmiş durumda.
Şimdi yazının başında yazdığımıza dönelim.
Birileri o çok sevdiği yemekten dilediği zaman, dilediği kadar yiyebiliyor.
Birileri ise o çok sevdiği yemeğe daha seyrek belki daha kısıtlı bir şekilde ulaşıyor.
Şimdi işveren zaten karnı iyice acıkmış olan bu işçinin önünde duran yemeği, “Artık bundan yiyemezsin” diye kaldırmak istiyor.
Siz böyle bir durumda karnınızı doyurmak için, kanla, gözyaşıyla, emekle kazandığınız o yemeği, karnı tok, sırtı pek, elleri kremli, en klas parfümleri sıkmış yönetici takımına kaptırmak ister misiniz?
Zaten o sevdiği yemekten bol bol, fazlasıyla yiyen işveren maalesef bir türlü doyamıyor.
Hep daha çok yemek istiyor, işçinin yediği de benim olsun diyor, hep ben yiyeceğim diyor.
İşte şu an lastik grubunun sözleşme görüşmelerinde yaşanan tam olarak budur.
Lastik işçisi, ekmek parası uğruna ömrünün kısaldığını bile bile o çalışmanın çok zor olduğu fabrikalarda çalışarak ekmeğini çıkarmaya çalışıyor.
Birileri de geliyor zaten kazanılmış olan haklarını bu cefakar işçiden almaya çalışıyor.
Hanımlar, beyler.
Dilediğiniz kadar Lastik İş Sendikasının, lastik işçisinin üzerine gidebilirsiniz.
Ama yanlış anlamayın da bu işçi gerektiği yerde sizi boğmasını öyle bilir ki apışıp kalırsınız.
Demedi demeyin, bence biraz da kendinize gelin.
Yoksa bu işin finalinde kaybeden siz olursunuz.




















