
Türkiye’de bir süredir düzenli olarak hazırlanan ekonomik programlardan birisi daha 2020 Eylül ayının sonunda açıklandı. (1) Siyasal iktidar tarafından açıklanan bu programlara artık Yeni Ekonomi Programı (YEP) adı verilmeye başlandı. Aslında bu çalışmalar daha önce Orta Vadeli Program (OVP) adı ile sunuluyordu. Herhalde ‘yeni’ sözcüğü kullanılarak sözü edilen çerçevenin daha özgün ve köklü olduğu gösterilmeye çalışılıyor.
Gerçi bu programı hazırlayan ve açıklayan yetkililer artık yok. Sorumlu Bakan ve üst düzey bürokratları affedilerek görevlerinden ayrılmış bulunuyor. Merkez Bankası Başkanı da değiştirildi. Bütün bunların ne anlama geldiği kuşkusuz zaman geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır. Ancak bir ekonomik ve sosyal programın kişilere bağlı ele alınamayacağı da açık bir gerçektir. Bu nedenle bazı yetkili kişiler değişse bile belirli anlayışlara, ideolojilere ve yaklaşımlara dayalı program ve politikalar varlığını sürdürecektir.
PLANSIZ PROGRAM!
Türkiye’de ‘ekonomik planlama’ özellikle 1960’lı yıllardan başlayarak toplumsal gelişme için büyük önem taşıyan bir faaliyet olmuştur. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)’nın hazırladığı 5 yıllık kalkınma planları ile 1980’li yıllara kadar gelinmiştir. Ancak küreselleşme süreci ve serbest piyasa ekonomisi adı verilen uygulamalar, var olan planlama anlayışını temelden değiştirmiştir. Yeni dönemde artık gevşek bir ‘stratejik planlama’ kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Bir süre sonra ise Devlet Planlama Teşkilatı da kapatılarak aslında planlı döneme son verilmiştir.
Bir süredir uygulanan Orta Vadeli Programlar ile görünüşte bir planlama sürdürülmüş; ancak planlamadan beklenen amaç ve tutarlılıklar yok olmuştur. Bu durumun en açık örneğini 2020 yılının Eylül ayının sonunda (29 Eylül) açıklanan Yeni Ekonomi Programı (YEP) oluşturmaktadır.
Program, kamuoyuna abartılarak ve deyim yerindeyse ‘köpürtülerek’ sunulmuştur. Örneğin 30 Eylül 2020 tarihli Hürriyet gazetesinde program ‘İşte Ekonominin Yeni Rotası’ başlığı ile yayınlanmıştır.(2) Program için ayrıca ‘Geleceği Kuracak Politika Tedbirleri’ başlığı da kullanılmıştır.
Görüldüğü gibi YEP’i sunarken kullanılan kavramlar köşeli ve oldukça iddialıdır.
Bu program ile başlıca iki alanda düzenlemeler yapılmış bulunmaktadır. Bir yandan 2021-2023 döneminde ekonominin temel büyüklükleri hedefler şeklinde belirlenmiştir. Öte yandan istihdam politikasına ilişkin uygulama önerilerine de yer verilmiştir.
PROGRAM HEDEFLERİNDE BAŞ DÖNDÜRÜCÜ DEĞİŞİM…
Programın ekonomik büyüklüklerle ilgili göstergeleri ekonomik plan konusunda var olan tutarsızlıkları bütün boyutları ile yansıtmaktadır. Başka bir deyişle 2021-2023 dönemi için belirlenmiş bulunan hedeflerin hiç birisinin gerçekçi olduğundan söz edilemez. Örneğin programa göre enflasyon 2021’de %8’e, 2022’de %6’ya, 2023’de ise %4,9’a gerileyecektir. Programda 2020 yılı enflasyon oranı da %10,3 olarak öngörülmektedir.
İlk bakışta programın ne denli gerçek dışı olduğu enflasyon verilerinden hemen anlaşılmaktadır. Programda 2020 yılı için %10,3 olan beklenti, daha programın mürekkebi kurumadan Merkez Bankası tarafından %12’nin üzerine çekilmiştir. Gelişmeler bununla da kalmamış; Kasım 2020 için TÜİK tarafından aylık enflasyon 2,30 olarak açıklanmıştır. Böylece 12 aylık enflasyon %14’ü geçmiştir. 2020 yılının Aralık ayı enflasyonu TÜİK tarafından %1,25 olarak açıklanmış bulunmaktadır. Böylece TÜİK’in 2020 yılı enflasyon oranı %14,6 olarak gerçekleşmiştir. Başka bir deyişle Yeni Ekonomi Programında Ekim ayı başında %10,4 olarak açıklanan 2020 enflasyonu, yalnızca üç ayda %40 sapma göstermiş bulunmaktadır. Bu nitelikteki bir çalışmaya program, plan, strateji gibi adlar takılması olacak iş değildir.
Aynı durum işsizlik tahminleri için de geçerlidir. Örneğin 2021 yılı işsizlik hedefi %12,9, 2022 yılı %11,8, 2023 yılı ise %10,9’dur. Ulusal gelirin artış oranları da 2021 yılı için %5,8, 2022 yılı için %5,5, 2023 yılı için %5 olarak belirlenmiştir.
Bu hedeflere göre hemen belirtilmesi gereken önemli bir konu işsizlik hedeflerinin yüksek düzeyde varlığını sürdürüyor olmasıdır. DİSK-AR’ın araştırmalarına göre geniş tanımlı işsizlik oranı Türkiye’de %30’lara yakın olarak seyretmekte ve toplam 10 milyon dolayında bir işsizden söz edilmektedir. Programda 2019’da var olan %13,7’lik işsizlik oranı 2023’de %10,9 olarak öngörülmüştür. Bu değerler adı ister YEP olsun, isterse OVP olarak tanımlansın; programın gerçek anlamda bir ‘işsizlikle mücadele boyutunun olmadığını’ açıkça göstermektedir. Bu değerlerle yapılan, yalnızca işsizlik oranını tanım değişiklikleri ile daha düşük gösterecek şekilde bazı göstergeler hazırlanmasıdır. Çünkü 2023 yılındaki %11’lik işsizlik oranının bir ekonomik program için hedef alınacak anlamlı bir değer olmadığı açıktır.
Programın enflasyon öngörüleri de benzer nitelik taşımaktadır. Çünkü programa göre 2023 yılında yaklaşık %5’e gerilemesi öngörülen enflasyon oranının 2020 yılında %10,3 düzeyinde gerçekleşeceği belirtilmektedir. Bugün Türkiye’de TÜİK’in açıklamış olduğu enflasyon değerlerinin toplumsal açıdan hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır. TÜİK enflasyon göstergeleri yönünden referans kurum olma özelliğini yitirmiş bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar işçilerin %99’unun TÜİK’in açıkladığı enflasyon değerlerini inandırıcı bulmadığını ortaya koymaktadır. (3) Dolayısıyla hangi önlemlerle ve nasıl düşeceği belirlenmeden, 2020 için oldukça düşük öngörülmüş enflasyon değerlerinin sırasıyla 2021’de %8’e, 2022’de %6’ya, 2023’de ise %4,9’a gerileyeceğini öne sürmenin hiçbir inandırıcılığı bulunmamaktadır. Ancak programda yer alan ücret artışı önerileri ile birlikte değerlendirildiğinde, bu öngörülerin ne anlama geldiği açıkça ortaya çıkacaktır. Çünkü programda ücret artışlarının öngörülen enflasyon oranlarına göre yapılması hedeflenmektedir.
PROGRAMLARDA KARŞILAŞTIRMALI ENFLASYON HEDEFLERİ

Programın ulusal gelir artışı ile ilgili bölümü de 2020 için binde üç olarak tahmin edilen büyüme oranının 2021’de %5,8’de, 2022’de %5,5’e, 2023’de % 5’e yükseleceğini belirtmektedir. Dış dünyanın daraltıcı etkileri ortadan kalkmadan ve 2021 yılında bütün Dünya’da önemli büyüme artışları gerçekleşmeden bu hedeflerin sağlanması mümkün değildir. Yapılan öngörüler 2021 yılı için Dünya’da ve Türkiye’de hızlı bir büyümenin olmayacağını ortaya koymaktadır.
PROGRAMLARDA KARŞILAŞTIRMALI YILLIK BÜYÜME HEDEFLERİ

HER ‘’YENİ’’ PROGRAMDA BAMBAŞKA HEDEFLER…
Aslında bir önceki Orta Vadeli Programın hedeflerinde ortaya çıkan sapmalara bakıldığında, 2021 yılından başlayarak yapılan ön görülerin de ne ölçüde sapabileceği açıkça görülecektir. Örneğin Eylül 2018’de açıklanan bir önceki OVP 2019-2021 yıllarını kapsamaktadır. (4) Bu programda işsizlik 2019 için %12,1, 2020 yılı için %11,9 olarak öngörülmüştür. Buna karşılık bilindiği gibi dar tanımlı işsizlik 2019’da %13,7 olarak gerçekleşmiştir. 2020 yılında ise daha da yüksek gerçekleşmesi beklenmektedir. Dolayısıyla bir önceki OVP’nin hedefleri de tutturulabilmiş değildir. Çünkü 2019-2021 ekonomi programında 2020 yılı için istihdamın 31 milyon olması ön görülmüşken 2020 yılının ortalarında istihdam 26 milyona gerilemiş bulunmaktadır. Benzer hedef sapmaları işsizlik ve ekonomik büyüme değerleri için de geçerlidir.
PROGRAMLARDA KARŞILAŞTIRMALI İŞSİZLİK HEDEFLERİ

Kısaca ‘Yeni Ekonomik Program’ olarak adlandırılan Orta Vadeli Programların Türkiye’nin geleceğini belirlemek ve temel hedefleri oluşturmak açısından ölçü alınacak hiçbir özelliği kalmamıştır. Gerek programların temelini oluşturan veri setlerinin inandırıcılığının bulunmaması, gerekse ileriye dönük öngörülerin varsayım ve sonuçlarının tutarsızlığı, açıklanan programların gerçek dışı olması sonucunu doğurmaktadır.
PROGRAM KİMLERİN GELECEĞİNİ GÜVENCEYE ALIYOR?
2021-2023 dönemini kapsayan OVP’de yer verilen bir başka başlık ‘’Geleceğe İlişkin Politika Önlemleri’’ bölümüdür. Bu bölüm gözden geçirildiğinde kapsayıcı bir sosyal politika yaklaşımıyla hiçbir şekilde bağdaşmayan bir nitelik taşıdığı görülmektedir. Çünkü istihdam politikalarına ilişkin temel yaklaşımın Türkiye’yi ‘üretim ve yatırımda çekim merkezi haline getirmek’ hedefini taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede programda sermayeye dönük teşvik ve destekler düzenlenmiş bulunmaktadır. Çalışma yaşamına ilişkin olarak işçileri ilgilendiren politika ve önlemler ise esneklik ve güvencesizliği arttırmayı amaçlayan düzenlemelerdir.
Kısaca değerlendirilirse; planda ön görülen istihdam politikaları ile kısmi süreli çalışmayı teşvik edici; 25 yaş altı gençler ile 50 yaş üstünde çalışanların esnek ve ucuz çalışmasını sağlayacak uygulamalar gündeme getirilmektedir. Bu çerçevede programda, 10 günden az çalışan 25 yaş altı gençlerin emeklilik hakkına ulaşmasını zorlaştıran ve mevzuatta tanımlanan ancak uygulama alanı bulamayan esnek çalışma biçimlerinin uygulanabilmesine yönelik düzenlemelerin yer aldığı görülmektedir.
Bütün bu istihdam politikasına ilişkin öneriler çalışanların hak kayıplarına ve ayrımcılığa uğramasına yol açacak niteliktedir. Kıdem tazminatı fonu ve diğer esneklik düzenlemeleri ile birlikte düşünüldüğünde, YEP’de ön görülen çalışma yaşamına ilişkin düzenlemeler, çalışanlar için hiçbir şekilde kabul edilebilir bir nitelik taşımamaktadır.
Bu çerçevede siyasal iktidar tarafından TBMM gündemine getirilen yasal düzenlemeler, DİSK başta olmak üzere tüm işçi konfederasyonlarının kararlı mücadelesi ile geri çektirilmiş bulunmaktadır. Yeni işe başlayacak işçiler ile 50 yaş üstü işçilerin istihdamını kolaylaştırmak adına daha ucuz ve güvencesiz çalıştırılmalarını amaçlayan bu düzenleme, kesin olarak ortadan kaldırılmıştır denilemez. Bu değişiklik önerisinin deyim yerinde ise, ‘uykuya yatırıldığı’ ve zamanı geldiğinde yeniden gündeme sokulacağı açıktır.
Programda yer alan çalışanların haklarını geriletici düzenlemeler, yalnızca çalışma koşulları ile sınırlı değildir. Programda ‘’Geleceği Kuracak Politika Tedbirleri’’ başlığı ile abartılarak sunulan düzenlemede, ücret artışlarının ’öngörülen enflasyon’ oranında gerçekleştirileceği belirtilmektedir. Bu konuda programda yer verilen ifade “Kamunun yönlendirdiği bazı fiyat ve ücretlerde geçmiş enflasyon yerine YEP enflasyon hedeflerine göre ayarlamalar yapılacak, böylece enflasyonda atalet etkisi sınırlandırılacaktır.” şeklindedir.
Bilinmelidir ki bu yaklaşım hiçbir yönüyle yeni değildir. Ücretleri düşürerek sermayeye fon yaratmayı ve enflasyonu geriletmeyi öngören IMF politikalarının ‘ana reçetesi’ her zaman bu yaklaşım olmuştur. Başka bir deyişle ‘kemer sıkma’ olarak bilinen IMF politikalarının ayrılmaz bir parçası, ücretlerin ‘öngörülen’ enflasyon oranında arttırılmasıdır. Elbette bu öngörülen değer, siyasal iktidarlar tarafından hazırlanan programlarda ‘uygun görülen düşük değerler’ anlamına gelmektedir. Dolayısıyla son günlerde yeniden söz edilmeye başlanan ‘acı ilaçlardan’ birisi de budur.
Bu çerçeve içinde belirtilmesi gereken şudur:
Açıklanan Yeni Ekonomi Programı, gerek ücret gelirleri gerekse işçilerin yaşama koşulları açısından tam bir ‘sefalet ve güvencesizlik’ halidir. Artık bu durumun saklanacak bir yanı kalmamıştır. Bu nedenle acı ilaç gibi kavramlar konuşulmakta ve çalışanlar bu ‘programlanmış kötü kadere’ alıştırılmaya çalışılmaktadır. Son günlerde yoğunlaşan 2021 yılı asgari ücret tartışması da bu olayın bir örneği olarak yaşanmaktadır.
Günümüzde Covid-19 salgını dolayısıyla, çalışanlar, olağan koşullarda sahip olmaları gereken güvencelerden daha fazlasına ihtiyaç duymaktadır. Gençler ve yaşlılar içinse bu korumanın geliştirilmesi zorunludur. Dolayısıyla bugün geçen 40 yıl boyunca aşındırılmış ve büyük ölçüde yok edilmiş sosyal devlet uygulamalarının, geliştirilerek küresel çapta yeniden oluşturulması gerekir.
Böyle bir değişim yerine, tümüyle sermayenin kısa dönemde desteklenmesini ön gören ve çalışanların güvencelerini, haklarını ve gelirlerini esneterek yok etmeyi amaçlayan düzenlemelerin toplumsal barışa, iş barışına ve tüm Dünya için demokratik bir geleceğe yol açmayacağı açıktır. Oysa günümüzde insanlığın ortak sorumluluğu, Covid-19 salgını ile ortaya çıkan büyük açmazları tüm insanlık yararına çözüme ulaştıracak yol ve yöntemleri bulabilmektir.
- Resmî Gazete, 1. Mükerrer, 29 Eylül 2020 Tarih, 31259 Sayı
- Hürriyet Gazetesi, ‘’İşte Ekonominin Yeni Rotası’’, 30.09.2020
- Lastik-İş Sendikası, ‘’İşçiler Ne Düşünüyor?’’, Araştırma Yayını 2020/2, Sayfa:67
- Resmî Gazete, Orta Vadeli Program (2019-2021), 20 Eylül 2018 Tarih, 30541 Sayı

















