
Bir süre yazılara ara verince, aslında unuttuğumuz bir gerçeği farkettim. Türkiye koşar adım yaşayan bir ülke…
Yaşam hızla akıyor… Birbirinden önemli olaylar her gün, her an hayatımızı derinden etkileyerek yaşanıyor. Ama, her şey de kısa bir süre içinde unutuluyor!
Mayıs ayında yeni bir ‘kaçakla’ karşılaştık: Bir sabah, 2 milyar dolarlık bir varlığı ‘iç eden’ bir delikanlının Arnavutluk’a kaçtığı haberi ile uyandık.
‘Devletimiz’ peşine düşmüştü… Yakalanması an meselesiydi: Geri getirilecek ve ‘çarptığı’ paralar kurtarılacaktı.
Bu arada, ‘çarpılanların’ sesleri de yükselmeye başladı: Mağdur edilmişlerdi ve Devlet’ten çare bekliyorlardı!
Yasal düzenlemeye uygun şekilde bitcoin’e yatırım yapmışlardı; hızlı ve büyük bir servet kazanmayı bekliyorlardı.
Öyle ya; yeni Dünya’nın çağdaş yatırım araçları değil miydi bunlar? Büyük yatırımcılar ve CEO’larda bu ‘paraya’ yatırım yapıyorlardı.
Adam elektrikli otomobillerin patronuydu ve ürettiği bu otomobilleri ‘bitcoin’ ile satacaktı.
Burada nasıl bir ‘bityeniği’ olabilirdi ki?
Tarihsel fırsat kapıya gelmiş ve insanlar için ‘elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan’ büyük para kazanmanın yolu açılmıştı. Bu fırsatı değerlendirmemek aptallık olurdu.
Zaten parasızlık canımıza tak demiş; aç susuz bırakmıştı.
Tam 300 bin kişi bastı parayı.
Bir araştırmak gerekiyor; aralarında altınını bozduran; ev, arsa satan var mı diye?
Gerçi satmadılarsa da şimdi satacaklar!..
Böyle böyle düşünürken farkına vardım:
Bu durum yeni değildi.
Bu soygun, bu ‘gelir transferi’ bilinmeyen bir şey değildi.
Banker Bilo’yu anımsattı.
1980-81 yılları. Yeni bir düzene geçiyor, bütün para ve mal hareketlerini serbest bırakıyorduk!
Askeri darbe olmuş, toplumda her şey yasaklanmış ve faşizmin zulmü ‘Evren olup’ yağmıştı koskocaman ülkenin üzerine.
Ama artık ‘serbest piyasa’ oluşacak; vatandaşın elini ayağını bağlayan bağlar çözülecek, herkes mutluluğu tadacaktı. Dünya’da ne varsa, memlekette de onlar olacak; raflar ithal ürünlerle dolacaktı. Damak zevki için ülke dışından alınan Çin-Japon pirinci tüketilecekti. Bütün sanayi malları da nasıl olsa Çin’den geliyordu. Her şeye ucuza sahip olacaktık.
Gerçi ‘Ucuz etin yahnisi yavan olur’ demişti bilge Anadolu insanı; ama olsun.!
Bu sözler artık ‘geri kafalılık’ sayılırdı. Çünkü bu sistemle ve serbest rekabetle her şeye hem ucuz hem de kaliteli şekilde sahip olunacaktı.
21.Yüzyılın sihirli formülü bulunmuştu ve uygulandı.
Dünya çılgınca bir özelleştirmeye yöneldi. Korkunç bir parasal genişleme ve sözde ekonomik serbestlik oluştu. İnsanlar dolaşamıyordu ama malların serbest dolaşımı bütün dünyada sağlanmıştı. Döviz, faiz, senet sepet ne varsa parasal piyasalarda uçuşuyordu.
‘Yapmayın, etmeyin; böyle kalkınma olmaz; buradan insanca bir yaşam düzeyi çıkmaz; alın teri ve emek olmadan gelişme olmaz. Olursa yolsuzluk, ahlaksızlık olur’ diyenler, zamanı geçmiş ideolojilere saplanıp kalmış kişiler olarak değerlendirildi.
Bankaların yanı sıra bankerler türedi. Yalnızca para alıp satıyorlardı. Bildiğimiz mahalle kahvesinde tefecilik yapanların işi, bürolarda ,iş merkezlerinde ciddi görünüme kavuşmuştu.
‘Bu faaliyetleri bir kurala bağlamak gerekir’ diyenlere uzaydan gelmiş muamelesi yapıldı.
Olur mu? Artık serbest piyasa vardı ve Dünya ile bütünleşiliyordu. Bu değişimin yarattığı fırsatları elbette kullanmak gerekiyordu. Uyanık ve girişimci insanların önü açılmalıydı.
Açıldı da…
Bir süre iyi gitti işler. Bir koyup, yattığı yerden bin aldı birileri. Toplum çılgınca bir, sözüm ona zenginleşmeye koşuyordu.
Sonra bir sabah ‘banker kaçtı’
Bir yığın olumsuz örnek vardı, ama bu dönem Kastelli adı ile anıldı. Sonuç da çok trajik oldu. Gelişmeler on binlerce insanın mağduriyeti, bankerlerin iflasları ve intiharları ile sonuçlandı.
Hukuksal kurallardan, düzenlemelerden ve korumalardan yoksun serbestlik histerisi, büyük bir toplumsal yıkıma ve kaosa yol açmıştı.
Akıllandık mı? Kamu gereken düzenlemeleri yaptı mı? Yasal korumalar sağlandı mı?
Ne gezer?
Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi ardından Jet Fadıl dolandırıcılığı çıktı.
Sonra mafya, siyaset, ticaret üçlüsünün egemen olduğu, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gelirleri ile her türlü yolsuzluğun meşru sayılmaya başlandığı bir dönem yaşandı. Günümüzde hala uzantıları ve etkileri varlığını sürdürüyor. Üstelik hiç de çapı ve boyutları azalmış gibi gözükmüyor.
Sonra, bir sabah yine 50 milyar dolarlık kamu kaynağının buhar olması ile sonuçlanan başka bir haber geldi. Bankalar batıyordu. Yurttaşların bankalarda bulunan fonları değişik yollarla ele geçirilmiş ve yasaya aykırı şekilde usulsüzce kullanılmıştı. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na ‘(TMSF)’ devredilen bankaların gereken önlemler alınarak düzene konulması, onlarca yıl sürdü. Batan battı; giden gitti. Anılarda, bankaların önlerinde kuyruğa girmiş, gözleri yaşlı, yatırdıkları üç beş kuruşu kurtarmaya çalışan insanların görüntüleri kaldı.
Yurtiçi, yurtdışı bağlantılı dolandırıcılık bununla da kalmadı, insanların kutsal duygularını sömürerek islami sermaye birikimi için de kullanıldı.
Tosuncuk -1 adı verilen saadet zincirleri yaşandı. Bugün ortaya çıkan ‘bitcoin çarpmasına’ da Tosuncuk -2 adı verilerek yaşam devam ediyor.
1980’den günümüze 40 yıllık sürede milyarlarca dolarlık kaynak sermaye birikimi yaratma uğruna yolsuzluklarla, kuralsızlıklarla boşa harcandı. Emeğin güvencesizleştiği, örgütsüz hale geldiği, çalışma koşullarının giderek kötüleştiği, işyerlerinde ölümlü iş kazalarının olağanüstü arttığı bir ortam yaşanarak bugüne gelindi.
Belli aralıklarla gerçekleştirilen her yapılanma adımı, yolsuzluklarla ve çalıp-çırpmalarla desteklenen yeni bir ‘birikime’ dönüştü. Ama bu; birikimi olan için yeni bir birikimdi; üstelik olmayandan alarak…
Buna ‘sermaye birikimi’ diyorlar ve en az 400 yıllık bir hikayesi var!
Bazen kurallı, insaflı soygun; ama çoğunlukla vahşi bir el koyma.
Herkesin gözü önünde para el değiştiriyordu.
Vara vara geldik bir yere…
Evet ucuzluk oldu… İnsanlık ucuzladı; onur ucuzladı; dürüstlük, adalet, dayanışma ucuzladı. Emek ucuzladı…
Ama yaşam pahalı… Çok daha pahalı… Çare pahalı; Çözüm pahalı…
Herhalde önce gözümüzü açmalı ve artık; bize rüyalar sunarken aslında çölün ortasına bırakan her türden güç ve iktidar sahibine bir ‘dur’ demeyi başarmalıyız!

















